19 Mart, 2026

MESELE MAZLUMDAN YANA OLMAKTIR

 Şimdi mesele İran'ın nasıl yönetildiği değildir.

O ayrı tartışılır.
Mesele, mazlumdan yana olmaktır.
Hatta kimin hangi milletten, dinden, mezhepten olduğu da önemli değildir.
Türk örf ve adetinde, İslam öğretilerinde de öncelik mazlumdan yana olmaktır.
Durum şudur:
ABD ve İsrail iki gözü dönmüş cani haydut devlet İran topraklarına ve halkına saldırıyor. İran da binlerce insanı, çocuğu katledilmesine, şehirlerinin yıkılmasına rağmen gücü yettiğince kendini savunmaya, bu canilere karşı caydırıcı olmaya çalışıyor. Burada İran mazlumdur.
Bizdeki ipi dışarıya bağlı bazı alçak zevat, din adamlı kılıklı çaşıtlar ve bazı tarikatlar ise İran yönetimini, mezhebini bahane ederek ABD ve İsrail'e çanak tutuyor, onları destekliyor, Türk milletini de ikna etmeye çalışıyorlar.
170 Çocuğun topyekun katledilmesine bile ses etmiyorlar...
Bunlar, alçaklar, namussuzlar, vicdansızlar, hainler, insan sınıfında bile değiller.

DİN VE KÜLTÜR İLİŞKİSİ

 Kültür, bir toplumun duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan, gelenek, görenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce ve alışkanlık olgularının tümü olarak aslında toplumun karakteridir.

Tarih sürecinde oluşmuş toplumsal kültürün geri planında, kendi coğrafyasında ve kendi şartlarındaki deneyimler ve akıl vardır. Bu akıl birçok yönüyle de statik değil dinamiktir.
Din ise, ilahi olan veya olmayan yapısıyla, bireyden başlayarak toplumsal hayatı düzenlemek için konulmuş etik ve ahlaki kurallar bütünüdür. Bu amacın dışında veya bu amaca hizmet etmediği halde din olduğu iddia edilen kurallar, sözler, hikayeler, ritüeller ise genellikle birilerinin kendi menfaatleri için uydurmalarıdır.
Toplumların kendi kültürünü din haline getirmesi tarihte sık rastlanan durumdur. Bunlar ilahi sayılmayan dinlerdir ve günümüzde de Budizm, Şintoizm vs. gibi dinlerle devam etmektedir.
Ancak günümüzde ilahi olduğu söylenen dinlerde durum karışıktır. Bu ilahi olan dinlerde, ilahi olduğu söylenen kurallar yerine kendi alışkanlık, menfaat, kültür ve geleneklerini din haline getirmiş toplumlar, ilahi olmayan dinler kadar bile olamayıp, yozlaşmış, etik ve ahlaki değerleri aşınmış, akıldan, bilimden uzaklaşmış toplumlar olarak karşımıza çıkıyor.
Türkiye gibi kendi kültürünü bile değil, Arap ve Fars kültürünün en yozlaşmış halini din kabul eden, birilerinin uydurmalarını dinin gereği zanneden, kendi kültürünü de böylece yozlaştıran toplumlar, kutsal kişiler, yapılar icat edip, onların uydurmalarıyla, dogmalarla, akıl ve vicdan dışı işlerle, bilimden, akıldan uzaklaşıp, ahlaki ve etik açıdan kokuşmuşluk, geri kalmışlık ve çöküntüyle karşı karşıya kalıyor.
Kültürünün bilincinde olmadan, dinini kültürüne ekleyemeyip, dinini kültürü veya kültürünü din sanan ve bunun ayrımında olamayan, kendi kültürünü de yozlaştırıp başka kültürleri, uydurmaları din sanan toplumların türlü olumsuzluklar, ahlaksızlıklar, hukuksuzluklar ve sefalet içinde kıvranması kaçınılmazdır...
Bugün bu durumu yaşıyoruz.