Osmanlıcılıkla Türkçülük arasında gezinmenin anlamı yok. Hele de gezinilen yollara Osmanlıcılık veya Müslümanlık ayağına Arapçılık ve CIAsal İslam tozu serpmeye gerek yok.
Osmanlı, iyisiyle kötüsüyle geçmiş, gitmiş, bitmiş, Türklerin aşağı sınıf ve sadece cepheye sürülecek asker olarak görüldüğü, milletler topluluğu bir hanedanlık imparatorluğuydu.
Osmanlı, ne ümmet bilinci, ne de millet bilinci yerleşmemiş, dil birliği bile sağlanamamış kendine özgü bir yapıydı.
İktidarda kalmak için aile fertlerini bile canice katleden bu sülale mensupları, bu yolda hep aşağıladıkları Türklere de acımamış, yüz binlercesini katlettirmiştir.
Büyük yanlışlar ve kifayetsiz kişilerce yönetilen son 300 yılının sonuna doğru, ümmet bilinciyle birlik sağlanabilir mi, diye uğraşılırken, bazı cılız Türkçülük hareketleri olmuştur ama romantik yaklaşımlardan öte gidememiştir. Ki devlet yönetimine ve servete hakim olan devşirmeler ve din feodalitesinin etkin olduğu yüzyılların birikintisiyle bu mümkün değildi.
Ancak Mustafa Kemal'in yanmış yıkılmış bir enkazın üzerine, Türkçülük ve Türk milliyetçiliği ilkeleriyle kurduğu Cumhuriyette Türkler tebaalıktan, kulluktan vatandaşlığa yükselmiş, millet olabilmiştir.
Eğer Türk isek, ne olduğunu unutmayalım, ders çıkaralım ama geçmiş Türk devletlerine ve Osmanlıya filan takılıp kalmak gibi bir saçmalığa da tevessül etmeyelim.
Fakat şu anda bir taraftan halen Osmanlıdaki imtiyazlarını özleyen devşirmeler, siyasal İslamcılar ve bunlara destek veren ABD'nin sömürge valisi gibi atadığı büyük elçisi, kurguladıkların plan gereğince, ümmet toplumu olmamızın, federatif yapının iyi olacağını dillendirip neredeyse emirler yağdırırken, devletin en üstünden ve Türkçü milliyetçi geçinen partiden tık çıkmıyır.
Bu durumdan cesaret alan etnik bölücüler de taleplerini sıralarken, milli veya milliyetçi sanılan yapılarca şımartılmaktadırlar. Şımartılmakla da kalmayıp terör örgütüne ve onun cani elebaşısına imtiyazlar sağlayacak yasalar çıktılıyor.
Diğer taraftan Türk milliyetçiliği, Osmanlıcılık ve İslamcılık arasındaki yerini netleştiremeyen milliyetçiler ve güya Atatürkçüler, Kemalistler sebebiyle, iç ve dış algı yönetimine açık hale gelen Türk devleti, özellikle içerideki piyonlar aracılığıyla her yönüyle akamete uğratılmaktadır.
Kiminin ağzında padişahlar, kiminin ağzında tarikat şeyhleri, kiminin ağzında Osmanlı'nın bazı askeri şahsiyetleriyle, ABD'ni bir peyki olunmuş görüntülü garip bir dönem yaşanıyor.
Romantik, hayalperest ve ayran kabartma yaklaşımlarının bize bir faydası olmayacaktır. Net olmak, durduğumuz yeri analitik düzlemde, çağın gerçekleriyle, bilim, akıl ve mantık ışığında netleştirmek gerek...
Gerçekçi şekilde iyi ve faydalı olanı destekleyip kötü olana sessiz kalmayıp tepki koymak ve milli değerlerimize, üniter yapımıza sahip çıkmak, Türk devletinin ve milletinin aleyhine olanlardan nefret etmek ideoloji filan meselesi değil namuslu insan olmanın gereğidir.

