07 Ağustos, 2026

İŞİN SIRRI KALİTELİ VE SAHTE OLMAYAN EĞİTİM.

 Çin Seddi'nin Çin'de olduğunu bilmeyen bir salon dolusu diplomalı insan ne anlatıyor bize?

Ya da Mısır Piramitlerinin Türkiye'de olduğunu sanan ve tarihi eser kaçakçılarının dışarıya çıkaracağına yorum yapan tarih fakültesi mezunu vatandaş?
Ya Kaz Dağlarındaki ve vatanın birçok yerinde maden çıkarmak adına çevre tahribatıyla zenginleşiyoruz sanan yetişkin?
Ya ağaçlar katledilip ormanlar yok edilirken, buna karşı çıkanlara bunların "derdi orman değil" diyen ebleh siyasetçi?
Ya toplum mühendisleri beyninde inşaat yaparken, onca iyi eğitimli kesimin tepkilerine yanlış düşündüğü sanrısıyla tepki koyan, hiç bilmediği konularda araştırmadan ahkam kesmeye kalkanlar?
Mesele adına diploma denilen kağıt değildir...
Eğitim doğru planlanması gereken ve insana katma değer katan bir arz talep meselesiyken, diploma denilen şey insanın gerçek katma değerinin belgesi ve hakiki olmalıdır.
Eğitimin ekstra değer katamadığı veya sahte diplomalı insanlar tarafından yönetilen ve cahil olmanın değerli olduğu bir ülkede ne olmasını bekliyorsunuz?
Meslek liselerinin meslek sahibi yapamadığı, imam hatiplerin ve düz liselerin de sadece niteliksiz işsiz ürettiği bir ortamda, üniversitelerin de genç nüfusu 4-5 yıl oylamak için boş beleş kurumlara dönüşmesi kaçınılmazdır.
Bunlar üzerinden konu, döner dolaşır ülke ekonomisine ve toplumun refahına gelir.
Cehaletinden veya hıyanetinden, bir yıl sonrasını planlayamayan, sadece anlık menfaatini düşünen diplomalı diplomasız, vasat, cahil ve hırsızların yönettiği, dişe dokunur katma değerli üretimi olmayan, dünyayla ticarette bütün rekabetini asgari ücret denilen ucuz işçilik üzerinden yapan, hukuku iğfal, demokrasisi felç edilmiş, örgütlü cehaletin en tehlikeli boyutunda, dünyanın en adaletsiz vergilendirme sistemine muhatap bir ülkenin geleceği ve geldiği kaçınılmaz sonucu yaşıyoruz.

05 Ağustos, 2026

ÇAM YERİNE ZEYTİN VEYA CEVİZ AĞACI

 Ormancılıktan çok anlamam ama araştırdığım kadarıyla yanan bu çam ormanları sorunlu ve yanlış bir ağaçlandırmanın sonucu.

1950’lerde ABD’nin başlattığı Marshall yardımı bir anlaşma sonucuydu. Köy enstitüleri de uçak ve demiryolu fabrikaları da bu anlaşmayla kapatıldı.
Zeytinyağlı yiyemem aman türküsü de bu anlaşmayla sipariş edilmiş. Mesela Ege ve Akdeniz bölgelerimizdeki milyonlarca zeytin ağacımız kökünden sökülerek gemilerle Avrupa’ya götürülmüş.
Rivayete göre, zeytinyağı üretimimimize ket vurmaya çalışan bazı ülkeler bizden sürekli zeytin odunun kömürünü satınalmışlar. Sırf bu kömür üretimi için zeytin ağaçlarımızı kesmişiz.
ABD bize bu ağaçların yerine milyonlarca kavak ve çam fidanı vermiş ve bunlarla orman oluşturmaya çalışmışız.
Kavak ağacı memlekette alerjik hastalıklar başlatmış.
Çam ağacı ise bildiğimiz yağlı çıra.
Çam ağaçlarını dağlarımıza, ovalarımıza her yere dikmişiz. Ucuz ve dayanıksız keresteden başka hiçbir işe yaramayan bu meyve vermeyen ağaçlar, ki bazıları kereste bile olmuyor, ülkemizin dağına, bayırına dikilen saatli bomba olmuşlar.
En ufak kıvılcımda benzin dökmüş gibi alev alıyorlar ve söndürmesi de çok zor. Üstelik fıstık alınan bir cinsi hariç, meyve vermeyip ekonomiye katkıları da yok.
Onun için iklimin uygun olduğu yerlere çam yerine zeytin veya ceviz ağacı dikilmesi hem bu yangın riskini azaltacak hem de ülke ekonomisine katkı sağlayacaktır kanaatindeyim. Atlernatifleri de olabilir, mesela badem ağacı da kuraklığa dayanıklı ve bakım istemediğinden düşünülebilir.

30 Temmuz, 2026

TÜRKİYE TÜRK'TÜR VE TÜRK KALACAK



 
Devletin ve vatanın Türklüğü, bazı kağıtlarda yazılan sadece bir ifade değil; tarihin, binlerce yıllık mirasın, mücadelenin, bedel ödemenin, şehit kanının, alın teri ve göz nurunun doğal ve haklı sonucudur.

Dolayısıyla Türk Devletinin Anayasa ile tescil edilen Türklüğü, sebep değil sonuçtur. Bu sonuca sahip çıkmak, korumak, kollamak, geliştirmeye çalışmak da Türk Milliyetçiliğidir.
Bu sonucu değiştirmeye çalışmak, hatta bu konuda yorum yapmak, herhangi bir bedel ödemeden vatanımızda hak ve söz sahibi olmaya çalışan ne dinbaz alçakların, ne boynunda tasma izi taşıyan soysuz köpeklerin, ne etnik bölücü Mezopotamya farelerinin, ne de savaş kaçkınlarının haddi ve hakkı olamaz.Biatçılar her devirde toplumların baş belası, hastalığı ve gelişimin önünde engel olmuşlardır.
Tarihin seyrini ve toplumların gelişimini biat edenler değil itiraz edenler belirlemiştir.
Biat kolaydır, kolaycılıktır, konforludur; denileni, mevcudu, dayatılanı kabul edersin, yanlış da olsa doğrusu budur dersin, tamamdır.
Zeka, akıl, sorgulama, ahlak, etik ve ilke gerektirmez. Gelecek kaygısı, bir adım sonrası, ülkeye ve millete karşı sorumluluk, hatta kendi çocuklarının istikbali bile düşünülmez.
Yani karaktersizler, ahlaksızlar veya cehalet için büyük lükstür, konforlu alandır, bundan dolayı en mendebur kişilerden, odaklardan ltifat bile görürler.
Ancak, eleştiri, kabullenmeme ve itiraz etme; akıl, zeka, bilgi birikimi, araştırma, tecrübe, sorgulama, samimiyet, dik duruş, emek, tepkileri göğüsleyebilecek irade, ahlak ve etik gerektirir.