12 Mart, 2026

ZEKA VE BESLENME İLİŞKİSİ

 Gelişmiş ülke olmanın şartlarından biri de vatandaşının yeterli ve alabileceği fiyatta proteine ulaşabilmesidir.

Çünkü protein ve zeka ilişkilidir, arada bir korelasyon vardır.
Beyin denilen organımızda zekayı belirleyen nöronların gelişmesi için birçok vitamin ve mineralle beraber protein gerekir.
Düzgün bir hayvancılık politikamızın olmaması ve fiyatların gelirden fazla yükselmesiyle TÜİK verilerine göre kişi başı yıllık et tüketimimiz 16,75 kilogram ile OECD ve Avrupa ortalamasının yarısının bile altındadır. Avrupa birliği ortalaması 70-80 kg arasındadır.
Tabi Türkiye'deki rakamın TÜİK'e göre olduğunun altını çizelim.
Kaldı ki, bu rakamı doğru kabul etsek bile ortalama rakamdır, lüks otellerin, restoranların tükettiği ve ihraç edilen et ürünleri de bu ortalama rakamın içinde olduğundan sanki vatandaş tüketmiş gibi görülmemelidir. Üst gelir gurubunun tüketimini de katarsak nüfusun büyük bir bölümünün yıllık et tüketimi 2-3 kiloyu geçmez.
Gıda fiyatlarındaki artış, gelir seviyesindeki düşüş ve yaşanan yüksek enflasyon düşünüldüğünde, kişi başı et tüketiminin nereye düştüğünü tahmin etmek zor olmasa gerek.
Aynı düşüş süt, yumurta, peynir gibi gıdalar için de geçerlidir.
Ekmek, makarna vs. gibi karbonhidrat artı karbonhidratla beslenen insanlarda zeka ne olursa bizdeki de odur işte.
Ortalama IQ'muz iyimser rakamla 89-91 arasındaymış.
Bu rakamların ortalama olabilmesi için nüfusun yarısının 70-80 belki daha aşağı filan olması gerekirken diğer yarsının 90-100'den yüksek rakamlarda olmasını gerektiğini aritmetik ortaya koyar.
Maymunlarda ise ortalama IQ'nun 80 civarında olduğu söyleniyor.
Anne karnından başlayarak beyindeki nöronların gelişimi insanların düzgün beslenmesine bağlıdır ki bu beslenmenin temel taşları kaliteli protein, vitamin ve minerallerdir. IQ denilen zeka da bu nöronların sayısı ve kalitesiyle bağıntılıdır.
Durum buyken bilimde, teknikte, sanatta, kültürde dünya ile yarışacağız öyle mi? Hem de yüksek zekalı ve yetenekli insanlarımız yurtdışına kaçarken...
Şimdi de kendini gösteriyor ama bu işin gerçek sonuçları ve acısıyla 5- 20 yıl arasındaki bir süreçte daha net yüzleşeceğiz. Bu kadar düşük zekalı insanlar nerden çıktı, toplum neden böyle oldu, diye cevabı belli anlamsız sorular soracağız.

19 Şubat, 2026

RAMAZAN GELDİ HOŞ GELDİ Mİ?


TDK'ya göre şu anlamlara geliyor mübarek: bolluk getiren, bereketli, verimli, kutlu, kutsal, uğurlu.
Şimdi bu Ramazan ayı bolluk, bereket, verim getiriyor mu?
Hayır... Bilakis pek Müslüman esnafımızın kazıkları iyice sivrilttiği, fiyatları köklediği, darlık ayı oluyor.
Geriye kaldı, kutlu, kutsal, uğurlu...
Bu kadar hırsızın, uğursuzun, yalancının, fırıldağın yönetim makamlarında oturduğu ülkede ve din adına konuşan din tüccarlarının muhataplığında, üstelik hepsi de takva Müslüman geçinirken, sen aç kalacaksın, bunlara sövmeyeceksin ve bu kutsal, kutlu, uğurlu ayda oruç tutup ibadet etmiş olacaksın, he mi? Öyleyse İnşallah Allah kabul eder.
Bir de TV'ler var...
Hangi kanalı açsak, güya uhrevi tavır takındığı pişmiş kelle kıvamında sırıtkan, din adamı kılıklı şarlatanların uydurma menkıbelerine, uydurma hadislerine, saçma fetvalarına muhatap olacağız.
Bir de şu konu var; sene boyu işçinin, emekçinin ensesinde boza pişiren, asgari ücrete 12 saat çalıştıran, işçisi kadar bile vergi vermeyen bazı patronlar, ihale vurguncuları, hırsız müteahhitler, 3. sınıf ürünlerden oluşan bir miktar Ramazan paketi dağıtıp sevaba batacaklar, tuttukları veya tutmadıkları oruçlarını İsrail malı hurmayla açıp sevaplarını katlayacaklar, he mi?
Vakit namazı, Cuma namazı kılamayan bazıları da sosyalleşmek amaçlı veya amirinin, siyasi büyüğünün gittiği camilerde görüntü vermek için teravih namazlarına doluşacaklar.
Başka bir kepazelik, lüks otel veya restoranlarda iftar yemekleri...
Siyasiler ve bazıları kesenin ağzını açıp haram ve vurgun paralarıyla gösteriş yemekleri yedirecekler ama o sofralarda gerçekten ihtiyaç sahibi, iftarda yemeğe muhtaç kimsecikler olmayacak.
Tabi siyasilerimiz, belediye başkanlarımız da iftar çadırları kurup, vatandaşın kesesinden güya fakir fukarayı doyurup, propagandalarını yapıp sevaba batacaklar.
Oruç'un kendisine gelirsek..
Günde sadece bir öğün yemek yememeyi ibadet bilip, o öğünü yemeyen ama her haltı yiyen, bunu da ibadet sayan kalabalık bir kesimle yaşıyoruz, bunların riyakarlığı da ayrı sinir ediyor beni...
Neyse...
Ramazanınız kutlu, oruçlarınız kabul olsun.
Fakat şu da unutulmamalıdır; Oruç senede bir ay, bir öğün yiyip içmemek şeklinde bir ritüelken, esas oruç ve ibadet, senede on iki ay kul hakkı, haram yememek, ilkeli, dürüst ve iyi insan olmaktır ki İslam'ın ve bütün ibadetlerin temel amacı da budur. İnanmayan, ama, fakat, filan diyen önce Kuran'ı okusun zaten tartışmaya gerek kalmaz.