13 Haziran, 2026

TÜRKİYE VATANDAŞLIĞI - TÜRK VATANDAŞLIĞI

 Türk milletine bilinçli olarak, ısrarla, Türk yerine "Türkiyeli", Türk vatandaşı yerine "Türkiye vatandaşlığı" dayatılıyor. Hatta daha da ileri gidip "Anadolu devleti vatandaşlığı" dillendiriliyor.

Ne gariptir ki bu iş de "Türk milleti" diyemeyen "millici ve yerlici" geçinenler tarafından yapılıyor.
Daha garip olanıysa, mensuplarının kendini milliyetçi veya ülkücü diye tanımladığı parti tarafından dayatılıyor.
Bu iki tür vatandaşlık arasında çok ciddi fark vardır.
Tanımları netleştirelim ki ne istendiğini, ne yapılmaya çalışıldığını iyi anlayalım.
TÜRKİYE VATANDAŞI: Bunlar profesyonel vatandaştır. Onlar için vatan, doymak bilmeyen işkembesini doldurduğu yerdir. Millet, vatan, bayrak, tarih ve dil ile hiçbir duygusal bağı yoktur.
Ha Londra, ha Moskova, ha Riyad, ha Ankara fark etmez.
Bayrak sadece renkli bez parçasıdır.
Tarih bilinci, boklu boğazına en son lokmayı indirdiği zamanla sınırlıdır.
Maaş alması, avantasının olması ya da bir gelirinin olması yeterlidir. Parayı kimin verdiği önemli değildir. CIA da olabilir, MOSSAD da.
Din, diğer insanlar üzerinde etki sağlamanın aracıdır, gerekiyorsa dindar görünmeyi de bilir.
Memleket meseleleri onu ilgilendirmez. Avantası varsa, borsa yüksek, faiz düşükse veya faizden rant elde ediyorsa bir sorun yoktur.
Herhangi bir tehlike anında kurnazları ülkeden sıvışmanın, ortadan kaybolmanın bir yolunu mutlaka bulur. Ahmakları ise mal gibi ortada kalır.
TÜRK VATANDAŞI: Kendisini Türk hisseder ve Türk milletinin mensubudur. Vatanıyla, bayrağıyla, tarihiyle, diliyle kültürüyle vazgeçilmez duygusal bağları vardır. Bunlar uğruna fedakarlıktan kaçınmaz, bedel ödemeye de hazırdır.
Söz konusu vatansa, bayraksa en sessizinin, pısırığının bile bıçağın kemiğe dayandığı, tavizinin biteceği, ayranının kabaracağı bir nokta vardır.
Ülkesinin kendinden olmayan birilerinin kontrolünde olmasına tahammül edemez.
Emperyalizme ve küresel baronlara, haydutluk yapan devletlere, süper güçlerin tümüne karşıdır, mağdurdan yanadır.
İsraf edilen beyinleri de, milli kaynakları da kendi serveti bilir.
Küresel sömürgenlerin, emperyalist haydut devletlerin, siyasal İslamcıların, milli ya da milliyetçi geçinen piyonların hiç sevmediği vatandaş tipidir.

19 Mayıs, 2026

EGİTİM

 Öyle bir ülke düşünün… Toprağı bereketli, insanı çalışkan, tarihi köklü… Ama geleceği sisler içinde kayboluyor. Çünkü asıl yangın artık ne sınırda, ne sokakta… Asıl yangın, zihinlerde.

Eğitim dediğiniz şey, bir milletin omurgasıdır. O omurga kırıldı mı, ayakta duramazsınız. Bugün bu ülkede olan tam olarak bu.
Eğitim sistemimizin, bilimle, akılla, liyakatle yükselmesi gerekirken; deneme-yanılma tahtasına çevrilmiş durumda. Her gelenin kurcaladığı, her gidenin yarım bıraktığı bir yapı.
Çocuklar artık bilgiyle değil, belirsizlikle yetişiyor. Okullar; öğrenmenin yuvası olmaktan çıkmış, kaygının, güvensizliğin ve yönsüzlüğün üretim merkezine dönüşmüş. Bugün bir çocuk okula giderken ne hissediyor, biliyor musunuz? Heyecan değil. Merak değil. Sadece gelecek korkusu hissediyor.
Evde huzur yok. Sokakta güven yok. Okulda umut yok. Bu üçü yoksa, bir ülkede hiçbir şey yoktur.
Çocuk dediğiniz; hayal kurar, üretir, sorgular. Ama siz o çocuğun zihnini karmaşayla doldurursanız, ona yön yerine belirsizlik verirseniz, yarın o çocuk değil, kaybolmuş bir nesil büyür.
Ve açık konuşalım: Bu bir eğitim krizi değil sadece. Bu, bir milletin geleceğini yavaş yavaş kaybetmesidir.
En tehlikelisi de şu: Bu çöküş bir anda olmadı. Göz göre göre geldi. Herkes gördü. Ama çoğu sustu. Oysa bir ülkeyi çökerten cehalet değil; cehalete razı olan sessizliktir.
Mustafa Kemal Atatürk boşuna demedi: “Vatanı korumak, çocukları korumakla başlar.” diye. Çocuğunu koruyamayan bir toplum, sınırını da koruyamaz, bayrağını da, yarınını da. Bugün çocuklarını ihmal edenler, yarın kaybettikleri vatanın nedenini aramasın. Çünkü cevap açık: Geleceği korumadan, vatan korunmaz.