02 Şubat, 2026

ZAMAN AFFETMEZ

 Hayatın dengesi şaşmaz. Ne kadar uzun sürerse sürsün, hiçbir kötülük sonsuza dek hüküm süremez. Tarihte sayısız kez zalimliğin yükseldiği, adaletin susturulduğu zamanlar olmuştur. Ancak her defasında bir kırılma yaşanmış, devran dönmüştür.

İnsan, kendi cehennemini de kendi cennetini de içinde taşır. Kötülük, bir noktada kendini tüketir. Kim bir uçuruma uzun süre bakarsa, uçurum da onun içine bakar.” Zalim, eninde sonunda kendi yarattığı karanlıkta kaybolur. Gücü elinde tuttuğunu sananlar, aslında kendilerini felakete sürükler. Çünkü hayatta hiçbir şey tek bir çizgide ilerlemez; her yükselişin bir düşüşü vardır.
Mevlâna asırlar öncesinden seslenir: “Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyin, çünkü ne ekerseniz, o büyür.” Kötülükle büyüyen, kötülüğün içinde kaybolur. Adalet bazen geç gelir, ama mutlaka gelir.
Zaman, her şeyin en büyük şahididir. Kötülük, sonunda çürüyüp yok olur. Geceler ne kadar uzun olursa olsun, güneş her zaman doğar.

01 Şubat, 2026

Z KUŞAĞI GERÇEKTEN ÖZEL Mİ?

 Ağızlarda pelesenk oldu Z kuşağı...

Sanki hepsi üzerinde gerçek ciddi bir araştırma yapılmış da, sonuçlar insan ırkından başka bir canlıyı işaret ediyormuş da, yere göğe sığdırılamıyor...
15-25 yaş arası gençlere fabrikadan yeni çıkmış, her tarafı elektronik, full donanımlı, elektrikli, az yakan, çok hız yapan araba muamelesi yapılıyor. Abartıldıkça abartılıyor. Siyasiler bile gelecek seçimleri kazanmayı bu kuşağı ikna etme çalışmalarına ve söylemlerine bağladılar ki aslında sayısal olarak doğru.
Anlatılanları dinleyince, sanki bu Z kuşağının beyni başka bir genetik yapıda oluşmuş sanılıyor. Oysa insan beyninin yapısı bilinen tarihten beri aynı.
Peki, bu kuşak farkı neden kaynaklanıyor?
Beynin fonksiyonları, beyindeki nöronlar aynı olduğuna göre, farkı yaratan etkenler kişilerin doğduğu ve yaşadığı dönemdeki teknolojik gelişmeler, sosyolojik olaylar, ekonomi ve coğrafya olarak karşımıza çıkıyor. Bu gelişmeler de her zaman olumlu yönde de olmayabiliyor tabi.
Her ülkede yaşanan teknolojik gelişmeler az zaman farkıyla aynı olsa da, sosyolojik, siyasal, ekonomik gelişmeler ve coğrafya farklı olduğundan, bütün dünyadaki Z kuşağını bir torbaya konulup aynıymış gibi değerlendirilmesi gerçekçi değildir.
Herkesin bilir bilmez havalara uçurduğu Z kuşağı konusunda ben çok iyimser değilim mesela. Hele özellikle Türkiye'deki Z kuşağı konusunda, bireysel istisnalar kaideyi bozmadan hiç iyimser değilim.
Bu Z kuşağının iyi eğitim alan, başarılı olan ve övgüyü hak edenleri tabi ki var ve çok azınlıktalar.
İyilerinin özellikleri;
Yapay zekayı da kullana biliyor, kendinden önceki kuşaklarla diyalog kurabiliyor, hayatta bir amaçları ve idealleri var, teknolojiyi bireysel donanımı için kullanıyor, kitap okuyor, soyut ve somut düşünebiliyor, bireysel becerileri yüksek, yeni fikirler üretebiliyorlar, hatta zeka ve becerileriyle insanı hayrete düşürebiliyorlar.
Bunlar Z kuşağı içinde oldukça azınlıktalar ama övgü olacaksa işte bunlar övülmeye layık Z kuşağıdır. Bunlar başarılı olacaklar ve diğerlerini yöneteceklerdir. Zaten yeni dünya düzeninde, Endüstri 4.0 ve 5.0 da bu insanlara ihtiyaç duyulacak, sınıfsal piramitte en üstte olacaklardır. Bu özelliklere pek sahip olmayanlar ise bunların emrinde çalışacaklar veya işe yaramaz sınıfında ömürlerini geçireceklerdir.
Çoğunluk olan ve görülmemeye çalışılan berbat Z kuşağı özellikleri;
Sorumsuz, iletişime kapalı, az kelime bilen ve ancak o kelimelerle iletişim kuran, teknolojiyi eğlence aracı olarak gören, hayatta amacı ve ideali olmayan, kitap okumayan, soyut düşünceden uzak, eğitim ve öğretimi eziyet gören, çalışmayan, dünyayı elindeki cep telefonundan ibaret sanan, toplumsal kuralları bilmediği için kamu düzenini yadırgayan, uyamayan, yaşadığı anı tarihin başlangıcı ve sonu sayan, üretemeyen, el ve vücut koordinasyonu zayıf, becerileri kısıtlı ama ukala bir Z kuşağı...
Hatta epeycesi de bayağı mongol sayılabilir...
Hiç tasvip etmediğim bir yazar seçimlerde Z kuşağı için "Megabayt dağıtarak Z kuşağının oyları alınabilir" diyor ya, bence doğrudur ve ikinci tip Z kuşağı için bu sonuç alınabilir bir yöntemdir.
Şimdi bu iki tip Z kuşağını aynı torbaya koyup hep olumlu değerlendirmek mümkün mü?
Mesela, Fen Lisesine giden Z kuşağıyla, İmam Hatipe giden Z kuşağını hangi ortak paydada değerlendireceksiniz?
Mesela, Türkiye'de terörle, toplumsal travmalarla, ekonomik krizlerle büyümüş bir Z kuşağıyla, İsviçre'de büyümüş bir Z kuşağını nasıl aynı torbaya koyacaksınız?
Bu kuşak farkı binlerce yıldan beri vardır ve bundan sonra da olacaktır. Her kuşakta başarılı olanlar ise kendinden önceki kuşaklarla doğu iletişim kurup, kendi kuşağının ve coğrafyasının şartlarını en iyi değerlendiren ve kendinden sonraki kuşağı da anlamaya hazırlık yapanlardır.
Onun için gerçekçi olmak lazım, sırf Z kuşağı diye bunların yeni model üstün teknolojiyle üretilmiş beyin taşıdığını düşünmek gibi yanlışa düşmeyelim.

27 Ocak, 2026

TOPLUMSAL SORUNLAR YUMAĞINA ÇÖZÜM NEDİR?

 Çocuk katiller, mafya, çeteler, kadın cinayetleri, uyuşturucu, kumar batağı, fuhuş vs. vs...

Toplumsal huzursuzluk, güvensizlik, endişe, korku ve sorunlar yumağı...
Her kafadan bir ses, güya çözüm önerileri, kimi imanlı gençlik yetiştirmeden, vakıflardan, tarikatlardan, kimi güvenlik politikalarından, kimi ideolojilerden medet uman yaklaşımlar...
Hastalığın teşhisi yapılmadan güya tedavi önerileri...
Oysa basit bir kural vardır; Aç bırakılan toplumlar önce ahlaki ve etik değerlerini yerler!..
Siz toplumu sefalete, açlığa mahkum etmişsiniz, gelir dağılımını bozmuşsunuz, yolsuzluk, hırsızlık, hukuksuzluk, kaymak kesimde israf almış başını gitmiş; bunların sebep olduğu toplumsal ahlaki ve etik çöküşe pansuman tedbirler öneriyorsunuz.
İnsanın ve toplumun ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidinin beş temel ilkesi vardır. Bunlardan birisi bile eksik olur veya tatmin edilmezse işte yukarıdaki sorunlar ortaya çıkar ve bu sorunlar pansuman tedbirlerle çözülmez.
-Fizyolojik İhtiyaçlar (Temel Yaşam İhtiyaçları):
İnsanın hayatta kalabilmesi için gerekli olan en temel ihtiyaçlardır. Örnek olarak yemek, su, hava, uyku ve barınma gibi unsurlar verilebilir. Bu ihtiyaçlar karşılanmadığında birey, diğer seviyelerdeki ihtiyaçlara odaklanamaz.
-Güvenlik İhtiyaçları:
İnsanlar, kendilerini güvende hissetme ihtiyacı duyarlar. Fiziksel güvenlik (barınma, sağlık, iş güvenliği) ve duygusal güvenlik (aile ve toplumsal istikrar) bu kategoriye dahildir.
- Ait Olma ve Sevgi İhtiyaçları:
İnsanlar, sosyal bir varlık olarak diğer bireylerle bağ kurma ihtiyacı hissederler. Aile, arkadaşlık, romantik ilişkiler ve bir topluluğa ait olma duygusu bu ihtiyacın temel unsurlarıdır.
- Saygı İhtiyacı:
Bireyler, çevrelerindeki kişiler tarafından saygı görme ve kendi başarılarını takdir etme arzusu taşırlar. Bu basamak, özgüven, statü, tanınma ve başarı gibi unsurları içerir.
- Kendini Gerçekleştirme (Öz-Gerçekleşim):
Piramidin en üst seviyesi, bireyin potansiyelini tam anlamıyla gerçekleştirdiği aşamadır. Bu, kişinin kendi yeteneklerini keşfetmesi, yaratıcı ve üretken bir hayat sürmesi anlamına gelir. Kendini gerçekleştirme, kişisel tatmin ve anlam arayışı ile ilişkilidir.
Bireylerin ve bireylerden oluşan toplumun yukarıdaki ihtiyaçlarının hangisini gerçekleştirebiliyorsunuz?
Piramitin tabanı, temeli olan fizyolojik ihtiyaçlar konusunda sıkıntı çeken, sefaletle boğuşan bir toplumda güvenlikten, sevgiden, saygıdan, insanlar açlık sınırının altında ücretlere yaşamaya çalışırken ve bu ücrete bile iş bulmazken kendini gerçekleştirmeden söz edilebilir mi?
Bunlardan söz edilemezken, suç, toplumsal huzursuzluk, güvensizlik, endişe, korku ve sorunlar yumağını pansuman tedbirler, gerçekliği olmayan öneriler, din-iman edebiyatıyla ve geçiştirmelere sorunlar çözülebilir mi?
Bu ihtiyaçlar hiyerarşisine daha sonra, Bilişsel İhtiyaçlar, Estetik İhtiyaçlar ve Kendini Aşma şeklinde üç basamak daha eklenmiştir ama daha birinci basamağı gerçekleştirememişken onları anlatmaya gerek yok şimdi.
Sorunu yaratanalar bellidir. Ülkeyi kötü yönetip, serveti ve gelirleri tabandan alıp en tepedeki küçük bir kaymak kesime pompalayan, halkın çoğunluğunu fakirleştiren, sefalete mahkum eden siyasi ve ekonomik politikaları uygulayanlar sorunu yaratanlardır.
Sorun çözülecekse önce sefalet sorunu çözülmeli ve toplumun değerlerini yemesinin, tüketmesinin önüne geçilmelidir. Artık bu da tek başına yeterli olmayacak; toplumsal bozulmanın, sosyolojik dejenerasyonun giderilmesi için her şeyin doğru yapıldığı uzunca bir süreç gerekecektir.
Sorunları yaratan da, çözecek olan da yönetici siyasi iradedir.
Peki bunları yapmaya siyasi irade istekli mi veya yapabilecek yeteneği var mı?
İşte orası şüpheli.