05 Ağustos, 2026

ÇAM YERİNE ZEYTİN VEYA CEVİZ AĞACI

 Ormancılıktan çok anlamam ama araştırdığım kadarıyla yanan bu çam ormanları sorunlu ve yanlış bir ağaçlandırmanın sonucu.

1950’lerde ABD’nin başlattığı Marshall yardımı bir anlaşma sonucuydu. Köy enstitüleri de uçak ve demiryolu fabrikaları da bu anlaşmayla kapatıldı.
Zeytinyağlı yiyemem aman türküsü de bu anlaşmayla sipariş edilmiş. Mesela Ege ve Akdeniz bölgelerimizdeki milyonlarca zeytin ağacımız kökünden sökülerek gemilerle Avrupa’ya götürülmüş.
Rivayete göre, zeytinyağı üretimimimize ket vurmaya çalışan bazı ülkeler bizden sürekli zeytin odunun kömürünü satınalmışlar. Sırf bu kömür üretimi için zeytin ağaçlarımızı kesmişiz.
ABD bize bu ağaçların yerine milyonlarca kavak ve çam fidanı vermiş ve bunlarla orman oluşturmaya çalışmışız.
Kavak ağacı memlekette alerjik hastalıklar başlatmış.
Çam ağacı ise bildiğimiz yağlı çıra.
Çam ağaçlarını dağlarımıza, ovalarımıza her yere dikmişiz. Ucuz ve dayanıksız keresteden başka hiçbir işe yaramayan bu meyve vermeyen ağaçlar, ki bazıları kereste bile olmuyor, ülkemizin dağına, bayırına dikilen saatli bomba olmuşlar.
En ufak kıvılcımda benzin dökmüş gibi alev alıyorlar ve söndürmesi de çok zor. Üstelik fıstık alınan bir cinsi hariç, meyve vermeyip ekonomiye katkıları da yok.
Onun için iklimin uygun olduğu yerlere çam yerine zeytin veya ceviz ağacı dikilmesi hem bu yangın riskini azaltacak hem de ülke ekonomisine katkı sağlayacaktır kanaatindeyim. Atlernatifleri de olabilir, mesela badem ağacı da kuraklığa dayanıklı ve bakım istemediğinden düşünülebilir.

30 Temmuz, 2026

TÜRKİYE TÜRK'TÜR VE TÜRK KALACAK



 
Devletin ve vatanın Türklüğü, bazı kağıtlarda yazılan sadece bir ifade değil; tarihin, binlerce yıllık mirasın, mücadelenin, bedel ödemenin, şehit kanının, alın teri ve göz nurunun doğal ve haklı sonucudur.

Dolayısıyla Türk Devletinin Anayasa ile tescil edilen Türklüğü, sebep değil sonuçtur. Bu sonuca sahip çıkmak, korumak, kollamak, geliştirmeye çalışmak da Türk Milliyetçiliğidir.
Bu sonucu değiştirmeye çalışmak, hatta bu konuda yorum yapmak, herhangi bir bedel ödemeden vatanımızda hak ve söz sahibi olmaya çalışan ne dinbaz alçakların, ne boynunda tasma izi taşıyan soysuz köpeklerin, ne etnik bölücü Mezopotamya farelerinin, ne de savaş kaçkınlarının haddi ve hakkı olamaz.Biatçılar her devirde toplumların baş belası, hastalığı ve gelişimin önünde engel olmuşlardır.
Tarihin seyrini ve toplumların gelişimini biat edenler değil itiraz edenler belirlemiştir.
Biat kolaydır, kolaycılıktır, konforludur; denileni, mevcudu, dayatılanı kabul edersin, yanlış da olsa doğrusu budur dersin, tamamdır.
Zeka, akıl, sorgulama, ahlak, etik ve ilke gerektirmez. Gelecek kaygısı, bir adım sonrası, ülkeye ve millete karşı sorumluluk, hatta kendi çocuklarının istikbali bile düşünülmez.
Yani karaktersizler, ahlaksızlar veya cehalet için büyük lükstür, konforlu alandır, bundan dolayı en mendebur kişilerden, odaklardan ltifat bile görürler.
Ancak, eleştiri, kabullenmeme ve itiraz etme; akıl, zeka, bilgi birikimi, araştırma, tecrübe, sorgulama, samimiyet, dik duruş, emek, tepkileri göğüsleyebilecek irade, ahlak ve etik gerektirir.

20 Temmuz, 2026

KADER NEDİR

 Kader konusunu, başımıza geleceklerin, yaşamda neler yapacağımızın, felaketlerin veya iyiliklerin alnımıza, oramıza buramıza yazıldığı şeklinde yalanlarla yutturdular bize.

Oysa bu dinin kitabında bunun öyle olduğunu belirten veya ima eden tek cümle yoktur.
Eğer bunların dediği şekilde olsaydı, "imtihan dünyası" dediklerine ne gerek vardı, günahlarından niye insan sorumlu olsundu?
Kader denilen şey, evrenin, dünyanın, canlı hücrelerin, cansız maddelerin, elementlerin vs. en ince ayrıntısına kadar planlanmış ve kusursuz işleyen kurallarıdır. İşte bu kurallar Tanrının koyduğu kurallardır ve kader denilen şeyin kendisidir.
Mesela;
İki hidrojen atomuyla bir oksijen atomu birleşirse su oluşur.
Elektronlar eksi yüklü parçacıklardır ve atomun etrafında döner.
Sizi oluşturan hücreler de bu atomlardan oluşmuştur ve belirli bir ömrü vardır.
Dünya güneşin etrafında, Ay da Dünyanın etrafında belirli bir yörüngede döner.
Yüksekten düşerseniz kütlenizden ve yer çekiminden dolayı ölürsünüz.
Binayı fizik kurallarına uygun yapmazsanız, depremde çöker altında kalırsınız.
vs. vs...
Daha milyonlarca kural...
Bunlar Tanırının koyduğu kurallardır ve bunları değiştiremezsiniz. Sadece anlayıp, hatta bilmediğiniz kuralları da araştırıp öğrenip, yaşamınızı bu kuralların içinde geçirmek zorundasınız.
Kaderiniz budur.
Tabi bu kurallar içinde nasıl bir yaşam süreceğiniz de alnınıza oranıza buranıza yazılmış değildir, sizin aklınıza, iradenize bağlıdır.
Evet yaratıcı bir Tanrı vardır ama o Tanrı, birilerinin kullandığı, kendi yaratıp işine ticaretine alet ettiği Tanrı değildir. İnanıyorsanız o Tanrı, ortada henüz okunacak bir kitap yokken, sadece "oku" diye eksik ve maksadından farklı tercüme edilen "ikra" şeklindeki ilk mesajında aslında bu kuralları anlamamızı, idrak etmemizi ve yaşamımızı bu kurallar üzerine akılcı ve ahlaklı olarak bina etmemizi istiyor. Bunun için de kendisinden bir parça olan ruh ve akıl verdiğini söylüyor.
Siz o aklı kullanmaz, geliştirmez, ahlaklı olmaz ve böylece size emanet ruhu kirletiyorsanız, "katıldım nahıra, Mevla'm kayıra" şeklinde boş beleş yaşıyorsanız, başınıza gelen felaketleri veya iyilikleri kadere bağlamak, hem Tanrıya iftira etmek, hem bu dünyanızı da ahiretinizi de berbat etmektir.
Bu durumda Tanırdan Cennet beklemek hele de huriler ummak, din simsarlarının aklınızın, iradenizin üzerinde tepinip, sizi hayvandan daha aşağı görmelerine müsaade etmenizdir.
İnanmayan, kader denilen kavramı boş beleş cahil din simsarlarından dinlemek yerine, Kuran'ı anlayarak, üzerinde bütüncül düşünerek okumaya çalışanlar, benim gibi bu sonuçlara varacaktır.