20 Nisan 2019 Cumartesi

Başın Sağolsun Türkiyem.

Askerliğin fıtratında “Şehit olmak vardır” diyerek şehadet haberlerini makulmüş gibi karşılamak, sabır sınırlarımızı zorluyor.
Devletin öncelikli görevlerinden biri de vatandaşlarının ve dolayısıyla askerlerin can güvenliğini sağlamak ve korumaktır.
Alınan önlemler yetersiz kalıyorsa arttırılmalı ve düşman, saldırmasını beklemeden imha edilmelidir.
Vatan savunması konu olunca siyasi ayrılıklar sona erer.
Vatan ve Devlet hepimizin, Büyük Türk Milletinindir.
Şehitlerimize Allah’tan rahmet kederli ailelerine sabır, yaralanan yiğitlere de şifalar diliyorum.
Başın Sağ
olsun Türkiyem.

19 Nisan 2019 Cuma

Bu ülkenin tüm babaları

"Bir baba için evlât demek, nefes almak demek.. yaşamak demek.. hayatın neşvesi demek.. heyecânı demek.. sebebi demek hayatın bir baba için evlât..
Gözlerinden dünyayı, hayatı görmek demek.. Kulaklarından hayatın tüm seslerini duymak demek.. Kalbinin atışlarından ömre ömür katmak demek..
Gözündeki nemden sele kapılmak demek.. Alnındaki ateşlerde yanmak demek.. Başının üzerine bir güvercinin kanadının gölgesi düşse, ürkmek demek, korkmak demek.. Zemherîde ısınmak, güneşin alnında serinlemek demek..
Gidişine 'âh..' etmek, 'geliyor .' haberine can vermek ‘gelme ihtimâli’ne müjdelikler dağıtmak, gözleri yollara mıhlamak demek.. Gökteki yıldızlara isimlerini vermek demek evlât..
Ceylanın gözünde, güvercinin kanadında, denizin karaya vuran her dalgasında, yağmurda, rüzgârda, tomurcuğu patlayan her çiçekte, yastığının kokusunda, dolunayın beyazlığında, şehrin ücrâlarında, şehrin caddelerinde, şehrin kendisinde sûretini görmek, sesini, duymak, adımlarının üzerine basmak demek baba için evlât..
Ve bu ülkenin tüm babaları..
Gökkubbesinin altında yaşayabileceğimiz başka vatan yok!.. Gökkubbesinin altında yaşayabileceğimiz başka bayrak yok.. Gökkubbesinin altında yaşayabileceğimiz başka toprak yok!.. Gökkubbesinin altında yaşayabileceğimiz başka devlet yok!..
Bu ülkenin tüm babaları..
Gözbebeğimizden bile esirgediğimiz evlâtlarımıza öğreteceğimiz ilk ve mukaddes değerlerimiz vatandır, topraktır, bayraktır, bağımsızlığımızdır, devlettir..
Gözbebeğimizden bile esirgediğimiz evlâtlarımıza öğreteceğimiz öncelikle bu değerlere sâdâkattir.. Devletin, toprağın, bayrağın, vatanın, bağımsızlığımızın ve hükümranlığımızın ne pahasına olursa olsun asla ve kat’a paylaşılamayacağıdır..
İffetimize olan düşkünlüğümüzün vatanın namusuna olan düşkünlüğümüzden hiçbir farkı yoktur..
Bu ülkenin tüm babaları..
Evlâtlarımızın bu değerleri örseleyecek her türlü vakıf, cemaat, tarikat, şeyh, efendi, kanaat önderi, baskı grubu adı altında yuvalanan, görünümü ne olursa olsun tüm mahfillerden uzak tutunuz..
Ailenin ve değerlerinin hâricinde bir otoriteye bağlanmalarının önüne geçiniz.. İyiliği emretmek ve kötülükten men etmek vazifesini muhakkak evvelen ailede başlatınız..
Evlâtlarınızı mûcizelerle, kendinden menkûl ve tamamı bir simülasyondan ibâret kerâmetlerle donanmış dinî telâkkîlerden uzak tutunuz..
Evlâtlarınızın Allah’ın Birliği ve Râsûlün Risâleti hâricinde mutlak hakikat, vatan, toprak, bayrak ve devlet ve bunlara sadâkat hâricinde bir üst değer tanımasından korkunuz!
Bu ülkenin tüm babaları..
Evlâtlarınıza kimseyi tekfir etmemeyi, öteki’nin hayatına saygı duymayı, demokrasinin bir yönetim biçimi olduğu kadar sorunları çözme metodu olduğunu, seçimlerin siyâsî irâdeyi değiştirmenin tek ve biricik yolu olduğunu öğretiniz..
‘Devleti ele geçirme ve hatta devlette kadrolaşma’ ve benzer cümlelerini kuranlar, isminin önünde hangi sıfat bulunursa bulunsun bu devlete bir gün hainlik edeceğini,
Devletin ele geçirilecek değil, liyâkat ve adâlet ile hizmet edilecek, liyâkat ve adâlet ile vazife görülecek en büyük yapımız olduğunu öğretiniz..
Ve bu ülkenin tüm babaları.. Evlâtlarınızı çok seviniz ama sevdiğiniz kadar da mukayyet olunuz.." 

17 Nisan 2019 Çarşamba

yalan hikayeler

Hoca kisveli dinbazların ve kendini dindar sanan bazı ahmakların anlatığı hikayeler, menkıbeler var ki çileden çıkıyorum. Sanki kendileri oradaymış, bizzat görmüş gibi, geviş getire getire anlatıyorlar. Tabi alt tarafı dolu olmayan insanlar da anlatılanlarda bir keramet var sanıyor ve bu alçaklar da statülerini yükseltiyorlar.
Yahu, bir metinde, bir hikayede geçen olayda birazcık düşünen insanın dikkat edeceği birkaç unsur vardır.
1- Bu hikaye kimin gözünden, perspektifinden anlatılıyor? Olayın kahramanları kimler, bu kahramanları izleyip, öyküye döken kim?
2- Bu hikaye uydurma mı, hayal mahsulü mü, gerçeklik payı nedir? Anlatılan zamanın gerçeklerine uyuyor mu?
3- Bu hikaye hangi ana fikri veriyor?
4- Bu hikayenin nakledene, bana ve topluma faydası nedir?
5- Bu hikayenin yaygınlaşmasından birileri fayda mı sağlıyor?
Bu niye önemli, niye kızıyorum biliyor musunuz?
İnanç sistemini, İslamı bu tür hikayeler ve menkıbelere bağlayan bu alçaklar; toplumu "Düşünüyorum öyleyse varım" dan "İnanıyorum öyleyse doğrudur" noktasına getiriyorlar.
Böylece saçma, İslam coğrafyasını geri bırakan, ahlaksızlığı, hukuksuzluğu artırıp, geri kalmış bu coğrafyanın her türlü müdahaleye açık olmasını sağlarken, kan ve göz yaşı kaynayan kazanın altına odun atıyorlar.

14 Nisan 2019 Pazar

MÜLTECİ KONUSU

Bir simülasyon yapalım ve ülkemizin Suriye benzeri bir duruma düştüğünü düşünelim. 20 milyon nüfusun bölge ülkelerine mallarını, paralarını yanlarına alarak iltica ettiğini varsayalım. Şimdi bu mülteciler, yani vatanlarını terk edip gidenler, hain değil de nedir? Ve zaten ülke de, bu hain ve kâfir yığınların tepkisizliği nedeniyle bu duruma düşmemiş midir? Bizim için hain olanlar, başka toplumların dostu olabilir mi?
Suriyeliler konusu, din, inanç veya kardeşlik üzerinden yani sömürü ve duygusal nutuklar üzerinden işlenecek bir konu değildir. Siz hiç inanıyor musunuz, vatanlarını bırakıp gelen 5 milyon Suriyeli'nin, atalarının Çanakkale'de ve 1. Dünya Savaşı'nda bizimle birlikte çarpıştığına? 5 milyon Suriyeli, ülkelerinde hak ve adaleti savunup, münafıkların oyunlarına gelmemiş olsaydı, ülkeleri bu hâle düşer miydi?
Denilebilir ki, savaştan kaçıyorlar?
Musa’nın kavmi de öyle yapmıştı!
Sonra ne oldu?
Bütün yeryüzünde, sefil biçimde dolaştılar.
Peki, bu mülteciler mümin olsalardı, üstlerine düşenleri yapmış olsalardı, kısaca adam olsalardı, Suriye bu duruma gelir miydi?
Demek ki onlar, kendi günah ve veballerinden kaçıp, Yahudiler gibi ‘bizim yerimize siz savaşın’ diyenlerdir.
Yok öyle şey!
Dolayısıyla böyle söylemlere gerek yoktur. Aklın ve vicdanın yolu birdir. İstisnaları olmak kaydıyla, kendi ülkesine hayır ve iyiliği dokunmayan, çıkarcı, korkak, ne idüğü belirsiz yığınların, hiçbir ülkeye iyiliği de dokunmaz.
Kadın, çoluk çocuk, yaşlılar, konunun anlaşılır yanıdır, burası elbette tamam.
Peki, Suriye’de savaş bitmesine rağmen, niçin ülkelerine dönmüyorlar?
Eğer içlerinde zerre kadar vatan sevgisi olsaydı, vatan ve ülkelerinin yeniden inşası için ülkelerine dönmeleri gerekmez miydi?
Kendi vatanını sevip, korumayanlar, hangi vatanı koruyabilirler? Gittikleri vatanlar benzer durumlara düştüğünde, o vatanları savunabilir mi?
Filistinlilerden de mi örnek almıyorlar?
Her gün ölüyorlar, ama vatanlarını bırakıp gitmiyorlar.

11 Nisan 2019 Perşembe

İlla Ki Adalet

Bir yöneticiden adil olması ve adaletle hükmetmesi beklenir.
Adaletle hükmetmek ve adil olmak kavramı içinde çok şey vardır.
Adil olan yönetici devletin malını korur, hırsızlık yapmaz, yapılmasına fırsat vermez ve dahi hırsızları korumaz, kanunlara ve kurallara da uyar, “Ben Hükümdarım dilediğim gibi yaparım” diyemez;
Devlet adamı insanlara zulmetmez ve bilakis iyi davranır;
Kendi öz sağlığını ve halkın sağlığını korur ve haramın adı ne olursa olsun hiçbirine tenezzül etmez.
Adalet, yöneticinin kendi menfaatini gözetmeden toplum menfaatini öne çıkarmasıdır.
Adalet, hakkın haklıya ve hak sahibine teslim edilmesidir.
Adalet, halkın yöneticilerine güvenmesi, hiç bir şeyden korkmadan ve rahatlıkla uyuyabilmesidir.
Şayet bir vatandaş, hiçbir neden olmaksızın gözaltına alınma ya da tutuklanma endişesi duyuyorsa orada adaletten söz edilemez.
Yüce Allah Kuran’da ne güzel buyuruyor:
“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”
(Nahl Suresi, 90. Ayet)
Adil olun ve adaletle kalın

8 Nisan 2019 Pazartesi

Kul Hakkı

İbadet, sadece Allah ile kul arasındaki özel bir ritüel değil insanın diğer insanlar için yaptığı davranışların tamamıdır da.
Kul hakkı yememek ve kul hakkına riayet etmek de bir ibadettir.
Peygamberimiz, üzerinde kul hakkı bulunan kişilerin, hak sahibi olan mazlumlardan helallik almalarını öğütlemiştir. Bunun yapılmaması durumunda hesap gününde haksızlık yapan kişinin salih amellerinin, haksızlığı ölçüsünde alınarak hak sahibine verileceğini, eğer verilecek salih amel bulunamazsa o zaman da mazlumun günahlarının zâlime yükleneceğini belirtir.

Yazıklar olsun diğer insanlara eziyet edenlere;
Yazıklar olsun insanların hakkını ve tercihini gaspedenlere;
Yazıklar olsun insanların hakkını teslim etmeyenlere;
Yazıklar olsun adaletten ayrılıp kula kulluk edenlere.
''Temeli,Türk-İslam-İlim-Adalet-Liyakat olan FİKRİ Düşünceye sahip ve bu temellere dayalı DURUŞ-TAVIR-EYLEM Sahibi Kişinin-Kişiliğin adıdır.

3 Nisan 2019 Çarşamba

BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN

Yıllardır bu soruyu yazılı olarak görür, sözlü olarak duyarız.
Anlamı muğlak olan bu soruyu iyi niyetli biri sanki Allah’ın emirlerinden hangisini yaptın veya Allah’ın rızasını kazanmak için ne yaptın gibi anlarken, bu soruyu ısrarla soran ve sürekli ön plana çıkaranlar, özellikle de tarikat, cemaat, şıh, şeyh müritleri farklı anlamda, farklı amaçlarla sorarlar. Hatta bu soruyu bir slogan veya parola haline getirmişlerdir.
Bunu nereden biliyorum?
Çünkü bu soruyu bana yönelten zevatlara defalarca ben de şu soruyu yönelttim.
“Ben bugün Allah için bir şey yapmadım, sen ne yaptın?”
Cevaplar ekseriyetle şöyleydi:
“Namaz kıldım” Oruç tuttum” “Tespih çektim” “Zikir çektim” “Şeyhime hizmet ettim” “Kuran okudum ya da dinledim (Arapça olarak)” vs. vs.
Peki, iyi de Allah'ın bunlara ihtiyacı var mı, bunlar Allah'a bir şey kazandırır mı? Allah insandan istediği şeyleri kendisi için mi, insanlık için mi istiyor? Kıldığın namazı niye kıldığını düşünmüyor, bilmiyorsan, okuduğun Kuran'ı anlayıp yorumlayamıyorsan, Allah için veya kendin için nasıl bir şey yapmış oluyorsun?
Oysa doğru olan ve beklediğim cevaplar; insanlığa hizmet ettim, çevreme faydalı oldum, temiz tuttum, ilim tahsil ettim, okudum, araştırdım, düşündüm, kendimi geliştirdim, ahlaklı oldum, gelişime katkı sundum, ürettim, Allah’ın yarattıklarının tümüne saygılı ve zararsız oldum, dürüst oldum, haksızlıkla mücadele ettim, bana din diye söylenen şeyleri sorguladım, doğruyu bulmaya çalıştım ve hepsinin sonucu olarak Allah'ın bana verdiği ruhun tekamülüne çalıştım, şeklindeydi ama bunları diyemiyorlardı.
Diyemezlerdi, çünkü bağlı oldukları tarikat, şıh, şeyh gibi ıvır zıvırların, onlara sunduğu dinle, aslında kendilerinin amaçlarına ve keselerine faydalı olacak şeyleri kılıfına uydurarak, yapılanın Allah için yapıldığına, bunlar yapılırsa ahirette onlara yardımcı olunacağına inandırmışlardı. Dolayısıyla cehaletinden bunlara inanlar ya da hinliğinden bu işten menfaat devşirenler de “Bugün Allah için ne yaptın?” sorusunu sürekli gündemde tutarlar.
Hatta öyle ki bu dangalakların fanatikleri, Allah için insan boğazı kesip "Bugün Allah için kafir öldürdüm" diyebilenlerdir.
Peki, Allah Kuran’da kendisi için bir şey yapılmasını mı istiyor, yoksa kulun kendi kendisi ve çevresi için bir şeyler yapmasını mı istiyor? Sadece yapılacakları mı söylüyor? Kulun yapmaması gerekenleri söylemiyor mu? Söylüyor tabi ki…
O halde eğer o hinoğluhinler gibi değil, “Bugün Allah için ne yaptın?” sorusunu iyi niyetle sorulmuş soru olarak algılıyorsanız, “Bugün Allah için ne yapmadın?” sorununu da sormanız gerekmez mi?
Bu bilerek veya bilmeyerek art niyetli olan zevatların kendi anladıkları anlamda sordukları bu tuzaklı soru aslında Allah’a küfür ve hakarettir.
Din dünya içindir ve Allah’ın dininde istedikleri ve istemedikleri de insan ve dünya içindir, kendisi için değil. Bu istediklerinin de öncelikli olanları vardır ki ilk emri “Oku, araştır, öğren” olan Kuran’la söylüyor bunları…
Ve cümle yaratılanlara yaptıklarımızdan ve yapmadıklarımızdan hesaba çekileceğiz. Kimlere destek veya köstek olduğumuzdan, kefil olduğumuzdan ve tercihlerimizden de tabi ki...
Yani bunlara göre, kainatı yaratan, “ol” deyince her şey olan, “yok ol” deyince yok eden sınırsız güç, insanoğlunun ne yaparsa yapsın, ne bir dirhem yükseltebileceği, ne bir dirhem indirebileceği Allah; bu geri zekalı kullardan kendisi için bir şeyler istiyor, bundan fayda umuyor, onlar da Allah için o gün bir şeyler yapıyorlar ve bana da soruyorlar “Bugün Allah için ne yaptın?” diye…
Hadi oradan şebelekler!..
Asıl soru şu: Bugün insan olmak için ne yaptınız?