24 Şubat, 2026

DAYATMA

 Bana neyi, niye dayatıyorsun arkadaş?

Gerek kamusal alanda, gerek toplum içinde, kılık kıyafet, eylem, söylemlerinle, bazen zorunlu tutarak, ideoloji haline getirerek, idari veya mahalle baskısıyla din adına bana inançlarını, ritüellerini neden dayatıyorsun?
Beni Tanrı ile niye korkutuyorsun?
Ben senin gibi inanmak istemiyorum!..
Tanrı ile aramda özel, sadece ikimizi ilgilendiren, Tanrı'nın istediği şekilde, etik ve ahlaki değerlere dayanan akılcı bir ilişki var. İçim rahat ve huzurluyum, bence ikimiz de bu ilişkiden memnunuz.
Sen de benim gibi inanmak zorunda değilsin, bu bağlamda istersen kendi inandığın veya yarattığın bir Tanrı'ya veya çay bardağına tap, beni ilgilendirmez.
İşte buna idare açısından laiklik, toplumsal açıdan sekülerlik deniyor ki bence iyi insan bunları içselleştirmeyle olunur, toplumsal huzur da böylece sağlanır.
Eğer seni kötü insan olmaktan alıkoyan tek şeyin inandığın dinin Tanrısından korkman olduğunu iddia ediyorsan, iyi insan olmak ve ölünce mükafatlandırılman adına kendi inançlarını başkalarına dayatmaya çalışıyorsan, sen zaten kötü birisindir.

19 Şubat, 2026

RAMAZAN GELDİ HOŞ GELDİ Mİ?


TDK'ya göre şu anlamlara geliyor mübarek: bolluk getiren, bereketli, verimli, kutlu, kutsal, uğurlu.
Şimdi bu Ramazan ayı bolluk, bereket, verim getiriyor mu?
Hayır... Bilakis pek Müslüman esnafımızın kazıkları iyice sivrilttiği, fiyatları köklediği, darlık ayı oluyor.
Geriye kaldı, kutlu, kutsal, uğurlu...
Bu kadar hırsızın, uğursuzun, yalancının, fırıldağın yönetim makamlarında oturduğu ülkede ve din adına konuşan din tüccarlarının muhataplığında, üstelik hepsi de takva Müslüman geçinirken, sen aç kalacaksın, bunlara sövmeyeceksin ve bu kutsal, kutlu, uğurlu ayda oruç tutup ibadet etmiş olacaksın, he mi? Öyleyse İnşallah Allah kabul eder.
Bir de TV'ler var...
Hangi kanalı açsak, güya uhrevi tavır takındığı pişmiş kelle kıvamında sırıtkan, din adamı kılıklı şarlatanların uydurma menkıbelerine, uydurma hadislerine, saçma fetvalarına muhatap olacağız.
Bir de şu konu var; sene boyu işçinin, emekçinin ensesinde boza pişiren, asgari ücrete 12 saat çalıştıran, işçisi kadar bile vergi vermeyen bazı patronlar, ihale vurguncuları, hırsız müteahhitler, 3. sınıf ürünlerden oluşan bir miktar Ramazan paketi dağıtıp sevaba batacaklar, tuttukları veya tutmadıkları oruçlarını İsrail malı hurmayla açıp sevaplarını katlayacaklar, he mi?
Vakit namazı, Cuma namazı kılamayan bazıları da sosyalleşmek amaçlı veya amirinin, siyasi büyüğünün gittiği camilerde görüntü vermek için teravih namazlarına doluşacaklar.
Başka bir kepazelik, lüks otel veya restoranlarda iftar yemekleri...
Siyasiler ve bazıları kesenin ağzını açıp haram ve vurgun paralarıyla gösteriş yemekleri yedirecekler ama o sofralarda gerçekten ihtiyaç sahibi, iftarda yemeğe muhtaç kimsecikler olmayacak.
Tabi siyasilerimiz, belediye başkanlarımız da iftar çadırları kurup, vatandaşın kesesinden güya fakir fukarayı doyurup, propagandalarını yapıp sevaba batacaklar.
Oruç'un kendisine gelirsek..
Günde sadece bir öğün yemek yememeyi ibadet bilip, o öğünü yemeyen ama her haltı yiyen, bunu da ibadet sayan kalabalık bir kesimle yaşıyoruz, bunların riyakarlığı da ayrı sinir ediyor beni...
Neyse...
Ramazanınız kutlu, oruçlarınız kabul olsun.
Fakat şu da unutulmamalıdır; Oruç senede bir ay, bir öğün yiyip içmemek şeklinde bir ritüelken, esas oruç ve ibadet, senede on iki ay kul hakkı, haram yememek, ilkeli, dürüst ve iyi insan olmaktır ki İslam'ın ve bütün ibadetlerin temel amacı da budur. İnanmayan, ama, fakat, filan diyen önce Kuran'ı okusun zaten tartışmaya gerek kalmaz.