2 Ocak 2019 Çarşamba

İYİ, HAYIRLI ve MUTLU YILLAR


Koca bir yılı geride bıraktık.
İyisi ve kötüsü ile geldi ve geçti.
Bazılarımız için habersiz;
Bazılarımız için de zor ve acı içinde geçti.
Ama geçti ve mazide kaldı.
Önümüzde yeni, çok çabuk geçecek olsa da koskoca bir yıl var.
Ben, ümitlere, sevinçlere, mutluluklara ve iyiliklere gebe olan
2019 yılının hepimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.
Allah, hiçbirimizin ayağına taş değdirmesin;
Gönlümüz dekileri  hayırlı eylesin;
Hakkımızda hayırlı olanları da gönlümüze sevdirsin.
Devletimiz için devamlılık;
Vatanımız için bütünlük;
Milletimiz için barış ve huzur diliyorum.
Dertlilere deva,
Hastalara şifa,
Borçlulara eda
Temenni ediyorum.
Allah’ım, bu yılda da hastalara şifa, dertlilere deva, borçlulara eda ihsan eyle.
Değiştirebileceğimiz şeyler için bize güç;
Değiştiremeyeceğimiz şeyler için sabır ve tahammül;
Her ikisini birbirinden ayırdetmemiz için de akıl ver ya Rabbim.
Ülkemizi ve Devletimizi her türlü musibetten koru. Milletimize güç ver.
Bizleri hiçbir yerde ve zamanda mahcup etme.
İyi komşu,
iyi arkadaş,
iyi kardeş,
İyi evlat,
iyi eş,
iyi anne ve baba, velhasıl iyi insan olmayı bizden esirgeme, bizi kötülüklerle sınama ya Rabbim.
Birlik ve beraberliğe en fazla ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde
yöneticilerimiz için akıl ve izan temenni ediyorum.
Asil Türk Milleti için en önemli hasletin bağımsızlık olduğunu bilip inandığım için;
“Allah bağımsızlığımıza halel getirmesin, bizi bu günümüzden beter etmesin, ay yıldızlı şerefli bayrağımızın sonsuza kadar dalgalanmasını nasip etsin ve düşmanlarımıza fırsat vermesin.” diyor, bütün dostlarıma iyi yıllar temennisiyle saygılar sunuyorum.
Sevgiyle kalın 

30 Kasım 2018 Cuma

Yanmış Ekmek


Çocuk anlatıyor:
“Bir gün annem yoğun bir iş günü sonrasında yemek hazırladı.
Babamın önüne bir kavanoz reçel ve aşırı yanmış bir dilim ekmek koydu.
Ben, babamın yanmış ekmeği fark edip fark etmediğine bakıyordum.
Ancak O, sadece yedi ve bana günümün nasıl geçtiğini sordu.
Kendi cevabımı hatırlamıyorum ama, o anda annem yanmış ekmek için özür diledi.
Babamın cevabını asla unutmayacağım:
‘Tatlım, ben yanmış ekmeğe bayılırım!’
Daha sonra, yatağıma gittiğimde babama gerçekten de yanmış ekmeği sevip sevmediğini sordum.
Bana sarıldı ve fısıldadı:
‘Annen uzun ve zor bir gün geçirmişti ve gerçekten çok yorgundu. Yanmış bir ekmek kimseyi üzemez ancak, sözlerimiz üzer.’...”
*****
Doğru da olsa düşüncelerimizi her hal ve şartta söylememiz uygun olmayabilir.
Sözün nazik olmasına ve kimseyi incitmemesine de özen göstermek gerekir.
Sözü, sadece doğru olduğu için söylemek bazen bir yuvayı bile yıkabilir.
Yiğidi kılıç kesmez, bir acı söz öldürürmüş.
Yunus EMRE’nin dediği gibi:
“Sözü bilen kişinin, yüzünü ağ ede bir söz
Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz,
Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz”
Sevgiyle kalın

19 Ekim 2018 Cuma

Ne Mutlu Türk’üm Diyene

Atatürk: “ Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran halka Türk Milleti denilir” demek suretiyle milletin tanımını yapmış;
“Ne Mutlu Türküm Diyene” diyerek de Türk olmanın sadece bir mensubiyet duygusundan ibaret olduğunu ortaya koymuştur.
Bu tanımlar karşısında, özellikle siyaset meydanındaki insanlar Türk kelimesinden ve içinde Türk kelimesi geçtiği için andımızdan neden rahatsız olurlar ki?
Bu insanlar kendilerini Türk değil de Arap, Rum, Ermeni, Yahudi veya her ne ise hissediyorlarsa o koltuklarda ne işleri var?
Ve utanmadan Andımıza karşı açıklama yaparlar.
Burası Türkiye;
Bizler Türk’üz;
Türk olmaktan övünüyor ve “Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun” diyoruz.
Ne Mutlu Türk’üm Diyene

14 Ekim 2018 Pazar

Sözün Esiri

Hz. Ali diyor ki: “Söz ağızda iken sahibinin esiridir, ağzından çıktıktan sonra sahibi sözün esiri olur.”
İnsan, esiri olacağı sözü iyice tarttıktan ve üç kapıdan geçirdikten sonra söylemelidir.
Sözünü ettiğimiz üç kapı nedir?
1. Söz, öncelikle gerçek/ doğru olmalıdır.
Yalan, yanlış sözler insana yakışmaz.
2. Sözün sarf edilmesi zorunlu olmalıdır. Zorunlu olmadıkça konuşmamalıdır.
3. Söz nazik olmalı, kimseyi kırmamalıdır.
Ve söz, bu üç kapıdan geçmedikçe kesinlikle ağızdan çıkmamalıdır.
Özellikle taraftarları ve dolayısıyla halkı galeyana getirecek sözler sarfetmek, insanın başını da ağrıtabilir.
Hele hele konusu suç olan sözler kesinlikle söylenmemelidir.
Çünkü ya hakaret suçu doğar ya tehdit ya da halkı suç işlemeye teşvik!
Hakaret ve tehdit, kişilik haklarına saldırı niteliğindeki suçlardır.
Hiç kimsenin kızgınlıkla olsa bile başkalarına hakaret veya tehdit etme ya da halkı galeyana getirip suç işlemeye teşvik etme özgürlüğü yoktur.
Özellikle rol model durumundaki örnek olması gereken insanlar, konuşmasına ve duruşuna çok dikkat etmelidir.
Bir hatip, etkili ve saygın olmak/kalmak istiyorsa nezaketi elden bırakmamalıdır.
Nezaket, insanın üstündeki elbise gibi olmalı, her olur olmaz yerde de çıkartılmamalıdır.
İnsan olana nezaket kostümü çok yakışıyor vesselam.

3 Temmuz 2018 Salı

TAVŞAN DEMOKRASİSİ, TENCEREDEKİ KURBAĞA SİSTEMİ

Birçoğumuz halen anlam veremiyor, nedenini kavrayamıyor, bir ümitle düzeleceğini umuyoruz.
Sadece Türkiye’de değil birçok ülkede Küresel Sömürgenlerin istekleri doğrultusunda ekonomik ve sosyolojik uygulamalarla yeni sistemler kuruldu. ABD’li Francis Fukuyama’nın dünyada liberalizmin egemen olması zorunluluğunu ilan etmesi ve Samuel Huntington’un Medeniyetler çatışması teziyle, küresel sömürgenler kolları sıvayıp, adına neoliberalizm denilen bir sitemle serveti tabandan tavana pompalayıp, sermayeye hükmedip, küçük azınlıklar ve maraba, köle haline getirilmiş büyük kalabalıklar oluşturma yoluna gittiler. Bu sistem birilerinin lehine halen tıkır tıkır işliyor.
Zenginlik usulca tabandan tavana pompalanırken, elimize karın tokluğumuzu ve bir de yalanlara yanlışlara boğulmuş dini tutuşturup; eğitimsiz, yeteneksiz, amaçsız, idealsiz, milliyetsiz, organize olamayan sadaka toplumu yaratılıyor. Bunun doğal sonucu olarak cemaatler, tarikatlar gırla gidiyor ve bu yolla da imtiyazlıların zenginlik, güç ve nüfuzlarını güçlendiriyorlar.
Vatandaş, ilkokul 2. sınıfta başlayan sınavlara, çocukların gençlerin eğitim adı altında beyinlerinin harap edilmesine anlama veremiyor, her geçen gün yaşam alanının daraldığını, kendisi, ailesi, ülkesi hakkında karar mekanizmalarından usulca tecrit edildiğini ve bu yolda ne kadar mesafe kat edildiğini göremiyor.
Onlarca televizyondan yapılan dini yayınlarla kendisini Allah yerine koyup eline sadece inanç ekmeğini verenleri, amaca uygun algı yönetimi yapanları ve manipülasyon ustalarını, bunların asıl patronu olan, bu dünyayı dizayn etmeye çalışan neoliberal sömürgenleri ve yerli uşaklarını göremiyor, bunların ağında ağında sadece sıradan bir balık olduğunu kavrayamıyor.
Bugün itibariyle üniversitelerin, en iyi ihtimalle sadece karın tokluğuna bu sömürgenlere hizmet için maraba yetiştirmek amaçlı kurumlara dönüştüğü anlaşılamıyor. Kaldı ki karın doyuran üniversite de sadece bazı üniversitelerdir. Çoğu üniversite de sistemin marabalarını belirli bir yaşa kadar oyalayıp, iyice çaresiz bırakmak için vardırlar.
Bana inanmıyorsanız etrafınıza, dönüp bir kendi çocuklarınıza, yakınlarınızın çocuklarına bakınız.
Üniter yapılar bitiriliyor/bitirildi, millet kavramı geri bir düşünce ilan ediliyor/edildi, herkes yalnızlaştırılıyor. Çünkü sistemi kuran ve çalışmasını sağlayan, her hükümeti, her partiyi dizayn eden küresel sömürgenler için marabanın, kölenin milleti, devleti, partisi, cinsiyeti, mensubiyeti iğne ucu kadar önem arz etmemektedir.
Demem o ki; tencerede usul usul haşlanan kurbağalar olduk. Haşlandık, zıplayamıyoruz, uyanamıyoruz, çaresiz, takatsiz bırakıldık...
Haaa; bir de demokrasi denilen, sadece sandıktan çıktığına inanılan/inandırılan bir teranemiz var ki, kimsecikler tavan ve taban sınırlarını çizemediği gibi tanımlayamıyor da. Demokrasi denilen bu kavram körlerin fili tanımlamasına benziyor; karnına dokunan duvar, kuyruğunu tutan süpürge diyor.
Birilerinin önceden seçip belirlediği kişilere "oy" denilen kağıdı verince, kendi yönetimimizi seçtiğimize, demokrasiye sahip olduğumuza inanıyoruz/inandırılıyoruz nasıl oluyorsa. Bir de büyük beklentiler içine giriyoruz ki deme gitsin...
Üstelik eğitimi, öngörüsü, neler olduğu hakkında bir fikri olmayan ama elinde oy pusulası olan ve bu pusulanın yalnız yararsız değil aynı zamanda da tehlikeli olduğu bir sistemde hangi demokrasi?
Bu sandık demokrasisine inanıyorsanız, şapkasından tavşan çıkaran sihirbazın şapkasında tavşanların yuva yaptığına da inanmanız gerekir.

4 Haziran 2018 Pazartesi

ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ

'Şehitlik muazzam bir inanışın, muhteşem bir duyuş ve kendinden geçiş halinin sonucudur..'
"Vatan ve millet nöbeti bekleyen evlatlarımızın gün aşırı şehadetleri yüreklerimizi parçalamaktadır. Şehitlerimizi ve kutlu mücadelelerini unutmak asla mümkün değildir..
Unutursak eğer kanımız kuruyacaktır. Unutursak eğer kalbimiz çürüyecektir.. Hiç şüphesiz tarih bu büyük vatan mücadelesinin kahramanlarını altın harflerle yazacaktır..
Onların alnı açıktı.. Onların başı dikti.. Ve onların vicdanı rahat, yürekleri de vatan, millet ve bayrak aşkıyla bezenmişti..
Onlar, en az Malazgirt’te bu toprakları vatanlaştıranlar kadar, Miryakefalon’da Türk’ün bu topraklardan atılamayacağını Bizans’a öğretenler kadar,
Plevne’de, Çanakkale’de, Sakarya’da destan yazanlar kadar alınlarından öpülmeyi hak ettiler..
Sur’daki, Nusaybin’deki, Şırnak’taki, Hakkari'deki, Yüksekova'daki, Silopi’deki, şühedanın kanları ecdadınkine karıştı.
Bastığımız yerler alelade toprak değil vatandır; zira uğrunda ölen, ölüme gülerek giden yiğitleri var.. Uzuvlarını kaybeden gazileri var. Vatan sağolsun diyen şehit babaları var..
Vatan mücadelesi veren askerimize, polisimize, korucularımıza alçakça tuzaklar kuran hainlerin çoğu bu ihanetlerinin bedelini ödedi.. İnşallah asıl elebaşılar, beyin takımları da ödeyecek..
Terörle mücadelede hayatlarını kaybetmiş kahramanlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyor, ruhları şad olsun diyorum.. "

3 Haziran 2018 Pazar

MAKAM VE MEVKİ HASTALIĞI

Belki biraz abartılı gelebilir sizlere ama yaşadığımız toplumun ,
ülkemizin bence en büyük hastalığı MAKAM VE MEVKİ hastalığıdır.
Bu uğurda nice dostlukların bittiğine,arkadaşlıkların son bulduğuna şahit oldum ki...
Kişiliğinden emin olmayan insanlar bu açıklarını kapatabilmek için ya bir mevki makam sahibi olmak istiyorlar yada bulundukları mevkinin bir üstünün peşinde koşuyorlar.
Şundan emin olun ki, benden senden iyi biliyorlar ki, o makam olmadığında hiç bir değerleri olmayacak, işte bu korkuyu yaşayan liyakatsiz kişiler mevkilerini korumak için akla hayale gelmeyecek yollara başvurabiliyorlar.
Sen kutsal bir davanın peşinde koşarken onlar kendileri için tek kutsal olan koltuğun peşinde koşuyorlar.
Günümüzde yaşanan mezhep, din etnik köken gerginliklerinin parti içi çekişmelerin,kurumlardaki koltuk kavgalarının hepsinin temelinde bu hırs yatmaktadır.
Ve ne yazıkki bu hırslarını tatmin edebilmek için sürekli birilerinin kutsalına sarılıyor ve her zaman karşıda düşman yaratmaya kalkıyorlar.
Çünkü biliyorlarki düşman her zaman kendi etrafında oluşturduğu safları sıklaştırır.
İddia ediyorum bu hırs sahipleri olmasın bu ülkede kardeşlik bağları çok daha çabuk oluşur,dostluklar gelişir.Bu nedenle diyorum ki ,saygıyı hak edene gösterin,
kişiliği koltuğundan makamından alanlara değil.
Bu ülkeyi adım adım dolaşın siyaset açmadan her yörenin insanlarıyla konuşun,hepsiylene kadar güzel anlaştığınızı farkedeceksiniz.Taki siyaset açılana kadar,Nasılda düşmanlık ekmişler sadece ikballeri için.
Bu yazdıklarım sadece bugünkü partileri veya siyasileri kapsamıyor,malesef hep böyle yapılageldi.
Önce siz kendinizi değiştirin unutmayın siz değişmedikçe birşey değişmeyecektir,sen değiş ki dunya değişsin hiç olmazsa dünyan değişsin.
Saygılar.