30 Ekim, 2026

CUMHURİYETİ VE ATATÜRK'Ü KİMLER SEVMEZ?

 Sakarya Savaşı'na diğer adıyla "Subay Savaşı" da denir.

Yunanların 16.000’i ölü olmak üzere toplam 46.000 zayiatına karşı, Türk ordusu, şehit ve yaralı olarak Sakarya’da 26.000 zayiat vermiştir. Birlik mevcutlarına göre er zayiat oranı %35-40, subay zayiat oranı ise % 60-70 arasında olmuştur. İşte bu yüzden Sakarya Savaşı’na “Subay Savaşı” denir.
Peki, subay zayiatımız neden bu kadar çok olmuştu?
Çünkü, maalesef Sakarya'da Türk ordusundan bazı erler savaştan kaçtı, yani sıvıştılar. Şehit olan ve yaralanan subaylar o kaçanların yerlerini doldurmaya çalışarak savaştıkları için bu kadar subay zayiatı verdik. Bazı kayıtlara göre erlerin %50'si Yunan önünden kaçtığı söylenmektedir.
Sadece Sakarya değil, Kurtuluş Savaşında Türk ordusundan sıvışan, mücadeleden kaçan epeyce kişi ve sözüm ona asker olmuştur. Buna rağmen, her türlü yokluk ve zorluk içinde Mustafa Kemal ve arkadaşlarının önderliğinde Türk milletinin fedakar insanlarınca vatan kurtarılmıştır.
Bugün o kaçanların çocukları, torunlarıyla birlikte yaşıyoruz.
İşte onlar ki, dönmesiyle, devşirmesiyle, tarikatıyla, cemaatiyle; CIAsal İslamcılarıyla, liboşuyla, bölücüsüyle, cibiliyetsiziyle, Türk vatanında yaşayıp, Cumhuriyetin faziletleriyle nemalanıp, Cumhuriyeti de, Atatürk'ü de sevmeyen, fırsat bulduğunda söven, altını oyan kesimdir.
Bu vatan mücadelesinden kaçanların çocukları bazı alçaklar da var ki, Kurtuluş Savaşı olmamıştır, yalandır, gibi ipe sapa gelmez laflar ederken, bunlara inanan cibilliyetsiz, akıl fukaraları da olmaktadır. Üstelik bunu da din kisvesiyle yapmaktadırlar.
Oysa şöyle bir baksalar ve görseler, Brezilya milli marşı Portekizce, Belçika milli marşı Fransızca, Kostarika milli marşı İspanyolcadır.
Neden böyledir biliyor musunuz?
Zamanında ebelerini düşman işgalinden kurtaran bir Mustafa Kemal'leri olmadığı için...
Cumhuriyetimiz kutlu olsun, Türk devleti ve Atamız ilkeleriyle var olsun.
5000 Yıldır yürüyorsak, 103 yıllık Cumhuriyet bir adımlık zamandır, 5000 yıl daha yürürüz.

28 Ekim, 2026

AHLAKİ DÜŞKÜNLÜK

 Vicdan ile ego çatıştığında akıl adil davranmayı ve hakkı sahibine teslim etmeyi sağlıyorsa o kişi iyi ahlak sahibidir.

Hayvanlar da bir sürü “iyi edimlere” sahiptirler. Ama onlara yol gösteren güdüleridir. İsteyerek, bilerek “kötü” davranamazlar.
İyi ahlak, aksine davranmak mümkün iken, insanoğlunun akıl ve vicdanı ile “doğru” yönde davranmasıdır.
Bu davranışlar da ahlaktan daha ileri olan "etik kuralları" oluşturur, evrenselleşir ve hukukileşir.
Ahlakının önüne dindarlığını, ideolojisini vs. koyanlar ise, sırf bir dine inandıkları veya bir ideolojiden oldukları için, davranışları "etik ve hukuki" sınırlar dışında olsa da ahlaklı olduğu tesellisiyle hem kendini, hem çevresini kandırmaya çalışır.
Etrafa biraz dikkatle bakılıp, sebep sonuç ilişkisi kurulduğunda, bu metinde anlatılanın yüzlerce örneği görülecektir ki 2000 yıl önce etik konusunda tartışmaya başlamış batı felsefesi ve hukuku karşısında düşkünlüklerimizden birisi de budur.
Bu ahlaki ve etik düşüklük iktidarlarda, egemenlerde görülüyorsa bulaşıcıdır. Yukarıdan aşağıya, halka bulaşıp, pandemi haline gelir.