Türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

04 Mayıs, 2026

TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ

 Türkçülük, Balkan, Kafkas, Arabistan cephelerinde etnik ihanetlerle boğulmaya çalışılan bir milletin kendi topraklarında kendi dallarına tutunma hamlesiydi.

İşgalci emperyalistler Türkçülük fikriyatına yenilmiştir.
Türkiye Cumhuriyetini bu fikir kurmuştur.
Bugün de yine etnik ihanetlerle karşı karşıyayken, kabul edilebilir oranın çok üstünde sığınmacı, kaçkın ve kaçaklarla demografik yapımızın bozularak, çok uzak olmayan zaman diliminde kendi topraklarımızda dallarımızı kırma, kurutma alçaklığıyla muhatabız.
Bu alçaklıkları, ihaneti bertaraf etmenin tek yolu ise yine Türkçülük ve Türk milliyetçiliği fikriyatına tutunmak, hamlelerimizi bu fikriyatla planlamak ve harekete geçirmektir.
Başta Atatürk olmak üzere bütün Türkçülere, Türk milliyetçilerine rahmet ve selam olsun.
3 Mayıs Türkçülük Günü kutlu olsun.

11 Ocak, 2026

TÜRK MİLLİYETÇİLERİNDE ZİHNİYET DEĞİŞİMİ

 Bunu herkes iyi anlamalıdır, anlamayanlar kafasına iyice sokmalıdır. Bir kısmı hariç Türk Milliyetçilerinde kafalar değişmiştir; o bir kısmına da milliyetçi değil milliyetçi geçinen veya milliyetçilikten geçinenlerdir. Çünkü Milliyetçilik, ancak vicdanı ve fikri hür, dik durabilen aydın kişiler için bir seçenektir.

Bir sürelik hastalık ve nekahet döneminden sonra Türk milliyetçiliği en başta ortaya çıktığı şekilde, aydın, entelektüel, bilime açık fikir sistemi haline dönüşmüştür/dönüşmektedir.
Gerçek Türk milliyetçileri bakış açısını güncellemiş, beyinlerdeki seti yıkmıştır. Uzun zamandır beklenen ve kaçınılmaz noktaya gelinmiş, halen zorbalıkla var olmaya çalışan statükocu zihniyet zayıflamış hatta kaybetmiştir. Türk milliyetçileri şu anda her ne kadar dağınık görünseler de değişerek gelişmecilik, yenilikçilik güçlenmiştir/ güçlenmektedir.
Bilimsel deyimle "paradigmalar değişmiştir"
Artık kimse bu hareketi ve hiç bir mensubunu kerameti kendinden menkul kişilerle, kafasına göre yönetemeyecektir. O iş bitti, geçmiş ola artık.
Şimdilerde parti kurup tek adamcılık, lidercilik oynayan zevat da akıları varsa bunun farkına varır, o sevdadan vazgeçer, kadro hareketi ve yönetişimle topluma hitap ederler.
Bu durum sosyolojik olarak kaçınılmaz bir gelişmeydi ve bu duruma direnenler sadece vakit ve güç kaybettirmekten başka bir işe yaramadılar.
Bu sosyolojik dinamizm sadece bize özgü değil, her topluluğun, hareketin, ideolojinin doğasında olan bir durumdur. Eğer böyle olmasaydı dünyada hiçbir gelişme olmazdı. Dolayısıyla sanki her zaman kötü bir şeyler oluyormuş, ya da olacakmış vehminde olanların, tarihte örneği bilmem kaç milyon defa yaşanmış olan değişime direnç gösterip kaybedenler sınıfında olmaktan başka şansları olamaz.
Bütün tarihi tecrübeler göstermiştir ki değişime ve gelişime dirençte ısrar edenler hiç kimseye yenilmeseler bile, sadece zaman haklarından gelir ve tarihin çöplüğünde silik bir yazı olmaktan öte gidemezler. Hatırlananlar ise bir şeyleri değiştirebilenlerdir sadece.
Bu gerçekleri sadece milliyetçilerin hamisi olduğunu sanan birileri değil, onların yerini almaya niyetlenen yeni kişiler de özümsemek zorundadır. Onlar da çok iyi anlamalıdırlar ki bu paradigma değişiminden dolayı bu saatten sonra kendileri de bu hareketi ve mensuplarını kafalarına göre yönetemezler. Hele hele geçmişte olduğu gibi "biat etmiş kurşun askerler" olacağını umarlarsa büyük hayal kırıklığına uğrarlar.
Türk milliyetçiliğinin yeni önderleri ve kadrolar İlerleme kaydedip başarı sağladıkları oranda sözleri dinlenir, etkin olurlar. Liderlik payesi başarılı oldukları sürece kendilerine verilir. Aksi durumda ise onlar da paçalarından tutulup aşağı indirilir. Yani “tek adamcılık” bitmiştir.
Başarılı olmanın tek yolu, yetenekli insanlarla yönetişim ve takım çalışmasından geçecektir.
Şu anda dağınık gibi görünen, toparlanmamaları, atalet içinde olmaları için her türlü tezgah, tuzak, sahte yapılar ve kumpas kurulan gerçek Türk milliyetçileri ise birlikte sinerji üretmenin yolunu bulacaktır. Entelektüel düşünce dünyasında beslenen, enerji biriktiren bu insanlar ve de yeni kuşak gençler bir anda bir araya gelecek ki birileri “nerede hata yaptık” diye düşünmeye bile fırsat bulamayacaktır…
Karamsarlığa gerek yoktur, ben umutluyum ve bunun böyle olacağını biliyorum.

19 Aralık, 2025

TÜRKLER NASIL YOK EDİLİR?

 Rahmetli Aytunç Altındal, "Gül ve Haç Kardeşliği" adlı kitabında yazmıştı:

Müslümanların Danyal Peygamber diye bildiği Daniel, milattan önce 6'ncı yüzyılda yaşamış ve Babil kralı Nabukednazar'ın büyücübaşılığını yapmış birisi...
Daniel, Nabukednazar'ın anlatmadığı bir rüyasını hem açıklıyor hem yorumluyor ve bu arada insanlık tarihi ile ilgili kehanetlerde bulunuyor. Altın, gümüş, bronz ve demir krallıklarından sonra, beşinci krallığı Tanrı'nın kuracağını söylüyor.
ABD'yi kuranlar, işte bu rüyadan hareket ederek, Tanrı'nın krallığını kurduklarını söylüyor.
1779'da Mason bilim adamı John Priestley, Daniel'in rüyasına ve 5. İmparatorluğa atfen, "Gelecekte Yahudiler Filistin'e geri dönecek, tüm dinler birleştirilecek, (Dinler arası diyalog bu emelin sonucudur) Papalık ilga edilecek, Türkler yok edilecek ve Avrupa'nın tüm krallıkları birleşerek Tanrı'nın yeryüzündeki krallığını kuracaklardır" diye yazmıştı.
İşte ABD ve Avrupa Birliği'ni kuran zihniyet budur.
Yani hepsinin zihninin bir köşesinde "Türklerin yok edilmesi" vardır.
Birinci Dünya Savaşından sonra bunu denediler ama yapamadılar.
Başka metotlar bulmak zorundaydılar.
Peki, Türkler nasıl yok edilecektir?
Hepimizi fırınlarda mı yakacaklar?
Yakamazlar ama başka metotlarla yapmaya başladılar ve devam ediyorlar:
Milyonlarca sığınmacı, kaçkın ve mülteciyle demografik yapımızın bozulması, Türklerin yok edilme harekatıdır.
Hümanizm bahanesiyle etnikçilik, din adına Arapçılık, dincilik, tarikatçılık, Türklerin yok edilme harekatıdır.
Milli ekonomik değerlerimizin, kaynaklarımızın, özellikle seçilmiş ve desteklenmiş basiretsiz, liyakatsiz yöneticilerle, yanlış yönetimle yabancılara peşkeş çekilmesi, talan edilmesi, Türk milletinin sefalete mahkum edilmesi, Türklerin yok edilmesi harekatıdır.
Andımızın kaldırılması, T.C ibaresinin kaldırılması Türklerin yok edilmesi harekatıdır.
Türk devrimlerine ve Cumhuriyete karşı yapılmak istenen karşı devrim, Türklerin yok edilmesi harekatıdır.
Eğitim sistemimiz üzerinde oynanan oyunlar, hukuk ve adalet sisteminin bozulması, Türklerin yok edilmesi harekatıdır.
Daha bir sürü şey sayılabilir ama sanırım nasıl yok edilmeye çalışıldığımız anlaşılmıştır.

04 Kasım, 2025

TÜRKÇEMİZ


Dünyada Türkçe kadar güçlü, zengin, esnek, gelişime açık, ifade kolaylığı ve gücü sunabilen, hem analitik hem de sezgisel özelliği olan ikinci bir dil yoktur.
Bu benim iddiam değildir, dünyanın önemli dil bilimcilerinin de tespitidir.
Eklemeli yapısıyla bir kelimeden birçok kelime türetebilirken; matematikte ikili sayı sistemine benzeyen ama sadece 0 ve 1 değil, 29 karakter kullanarak bit ve baytlar oluşturabilen, kuantum mekaniğinin ve gelecekte kullanılacak, hızı ve işlem kapasitesi şu andaki en gelişmiş bilgisayarlarla kıyas bile kabul etmeyecek kuantum bilgisayarlara en uygun, hayranlık uyandırıcı bu yapısıyla, her türlü bilim, bilişim ve bilgisayar programcılığı için de vazgeçilemeyecek dildir.
Aynı zamanda bu eklemeli yapısından dolayı kelime sayısı sınırı da yoktur ki bu özelliğiyle 500.000'den fazla kelime olduğu iddia edilen İngilizceden çok daha zengin hale geliyor. Bu yapısından dolayı da anlamsal kelime sayısının net olarak hesaplanması, sınır çizilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla bütün kelimeleri ve deyimlerini içeren sayılı bir yapının bir sözlüğe sığması da mümkün değildir.
Üst düzey sezgisel bir dildir. Aynı kelime veya cümlenin sadece söylenme yeri, zamanı veya tonlamasıyla başka anlamları ifade edebildiği gibi, anlam derinliğinin sınırı da yoktur.
Gariptir ki birçok Türkçe öğretmeni ve akademisyen bile Türkçenin bu özelliklerinin farkında değildir, çünkü kuantum, dilin matematiği ve analitik konusuna yabancıdırlar.
Hal böyleyken, "Türkçe ile bilim yapılmaz, düşünce üretilmez" diyen aşağılık kompleksli batıcı dangalakların ve Arapça hayranı Arapçı salakların maalesef zekası, aklı ve ahlakı yoktur veya niyetleri, zihinleri, cibilliyetleri gibi kirlidir...

TÜRKLÜK


Sosyolog Niyazi Berkes'in anılarından çok çarpıcı bir anekdot.
Meşrutiyet döneminde üç Osmanlı aydını araştırma yapmak için Paris'e Bibliyoteque National Kütüphanesi'ne gider.
Fransız kütüphane görevlisi girişte doldurmaları için evrak verir. Evrakta nasyonalite (milliyeti) kısmı vardır. Bizim aydınlar bu bilgiyi Müslüman olarak doldururlar.
Görevli evrakları inceleyince, "bu sizin dininiz, milliyetinizi yazacaksınız" der ve yeniden doldurmaları için bizim aydınlara boş evraklar verir.
Bizimkiler kafa kafaya verip ne yazacaklarını tartışır ve bu sefer üçü birden milliyet kısmına Ottoman (Osmanlı) yazar.
Fransız memur bu sefer de bizim sözde aydınlarımıza "o sizi yöneten ailenin soyadı" der. "O sizi yöneten hanedan; milliyetiniz değil, o siz değilsiniz" diye de ekler.
"Ben size yardımcı olayım" diyerek nereden geldiklerini sorar. Bizimkiler İstanbul'dan geldiklerini söyleyince Fransız memur gülerek "ya söylesenize" der, eliyle kütüphanede ki bir grubu göstererek "bakın der, şurada İstanbul'dan gelen Ermeniler var."
Farklı bir grubu göstererek "bakın şurada da Rumlar var" der ve sorar "siz Rum musunuz yoksa Ermeni misiniz?"
Bizimkiler hafif bozularak "yok biz Türk'üz."
Fransız, "e tamam işte der, siz onu yazın."
Vaka o ki 20. yy. başında Meşrutiyet ile Osmanlı topraklarındaki Balkan milletleri, Anadolu'da ki Ermenisi, Rumu milli kimlik davası güderken Türk Türklüğünden bihaber, o derece ki Osmanlının aydın kesimi bile kendisini Türk olarak tanıtmaktan aciz ya Müslümanım ya da Osmanlıyım diyor. Türk tabiri ise öteden beri Avrupalının hem coğrafyamız hem de Anadolu insanı için kullandığı aslında sahipsiz bir tanım.
Ta ki Ziya Gökalp kuşağı aydınlarımıza ve tabii ki Atamız Anadolu insanına Türklüğünü benimsetinceye kadar...
*Olaylar ve Tanıklıklarla Atatürk - Niyazi Berkes

Tüm ifadeler
89