15 Şubat, 2026

COĞRAFYA KADER MİDİR?

 Türkiye, Dünya coğrafyasında batının en doğusunda, doğunun en batısındadır.

Bu durumun ciddi avantajları olmasına karşın, değerlendirilemediği için dezavantaja dönüşmüştür.
Bu coğrafya bizim kültürümüze, sosyal ve ekonomik hayatımıza, siyasetimize de yansımıştır.
Mesela siyaset kurumlarımız...
Siyaset, erdemleri, yüksek vasıfları, ahlakı temel alan bir doğu kavramı iken; politika her yolun mubah görüldüğü, entrikaları da içeren bir batı kavramıdır.
Bizimkiler ise yaşadığımız coğrafyanın konumunu yansıtan şekilde, ne batılı ne doğulu olamadıklarından, ne siyasetçi ne politikacı olamıyor, şekilsiz şemalsiz, ilkesiz, kuralsız bir faaliyet yürütüyorlar.
İşin daha garibi, kendimiz olmaktan vazgeçmişken, doğulu veya batılı olmadığımızdan, Ortadoğululuğu çıkar yol görüp, marifetmiş gibi Arapçılığa sarılmışız.
Osmanlı'da Yavuz'a kadar olan dönemde, kendimiz olarak Türk imparatorluğu kurmuş ve dünyanın en güçlü ve gelişmiş devleti olmuşken, Yavuz'la beraber bundan vazgeçilmiş, Ortadoğululuk bataklığına saplanmışız ve sonuçta koca imparatorluğu yıkmışız.
Mustafa Kemal ve Cumhuriyetle birlikte bu bataklıktan çıkmak, kendimiz olmak için sıçrama yapmışken, bu da kısa sürmüş, şu anda gelinen noktada yine Arapçılık, yine Batının oyuncağı olmuşuz ki bu da büyük oranda din üzerinden ve devşirmeler, dönmeler, etnikçiler aparatlarıyla yapılmış/yapılıyor.
Tamam, coğrafya kaderdir.
Ancak, bu coğrafyanın avantajlarını yaşamak yerine kötüleştiren, dünyanın en zengin ve verimli bölgesinde sefalet içinde yaşamamızı sağlayan, politikacı-siyasetçi karşımı ilkesiz talancı mendeburlara, Ortadoğululuğa ve din taciri alçaklara mahkum olmamız da kaderimiz değil.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Güzel insanlarla söylenen güzel sözler hiç bir zaman israf değildir. Yeter ki yürekten ve samimiyetle söylensin.
Sevgiyle kalın