23 Nisan, 2026

MİLLİ EGEMENLİK YA DA ULUSAL EGEMENLİK

 23 Nisan sadece çocukların bayramıymış gibi bir algı yaratılıp hafife alınırken "Milli Egemenlik" gibi devasa, çok önemli, devletimizin temelini oluşturan, küresel sömürgenlerin ve yeri uşaklarının en büyük korkusu bir kavram ya yok sayılıyor ya görmezden geliniyor.

Bu iki kelime Türkiye'nin tapusunu ifade eder, ülkenin sahibinin kim olduğunun teminatıdır. Milletlerin egemenlikleri kimseye eşantiyon olarak verilmediği gibi bize de piyangodan çıkmamıştır. Bu egemenliğe sahip olmanın geri planında, binlerce yıllık tarih, büyük bir kültür ve medeniyet, yedi düvele kafa tutmak, bedel ödemek, milyonlarca şehit vermek vardır.
Milli Egemenlik hem hukuken, hem uluslararası arenada, hem de yurt içinde bu ülkedeki egemen tek gücün Türk Milleti olduğunun ifadesidir. Türk milletinin ise 1924 Anayasasında kurucu irade tarafından tanımı yapılmış ve egemenlik hakkı Türk milleti adına kayıt altına alınmıştır.
Milli egemenlik sadece kağıt üstünde bir kavram değildir. Türk milletinin binlerce yıldır birçok devlet kurarken de olduğu gibi bedelini kanla ödediği kılıç hakkıdır ki bu kavram esasen de uluslar arası hukuki kavramdır, devletler bu hak üzere kurulur ve tanınır.
Türk milletinin kendisiyle beraber yaşayabilme isteği olmayan ve Milli Egemenliğin belirleme hakkını verdiği kurallara uymayan kesimlere, sığınmacılara, kaçkınlara, etnik şerefsizliklere ihtiyacı yoktur, sırtımızda kambur taşımak zorunda da değiliz. Vatan bizimdir, egemen olan Türk Milletidir, beğenmeyenin defolup gitme hakkı vardır.
Tarihte de şimdi de Türk milleti kendiyle beraber yaşayan kesimlere düşmanlık ve ayrımcılık yapmamıştır. Ancak, hiç kimse ya da Türk milletinden olmayan kesim, bir çakıl taşı üzerinde bile hak iddia edemez, edememelidir. Ne adına olursa olsun, hiç kimse Türk milletinin aleyhine, Türk milletine rağmen karar alamaz, yaptırımlara zorlayamaz ve bunun imasında dahi bulunamamalıdır.
Türk Milletinin Milli Egemenliği...
İşte bu kavram unutturulmak, sulandırılmak isteniyor.
Küresel sömürgenlerin içimizdeki ve dışımızdaki aparatlarının ilk saldırdığı, aşındırmak hatta bitirmek istediği kavram budur. Çünkü ülkenin stratejik değerine, ekonomik zenginliklerine ancak böyle el koyabilirler.
Bunun için de öncelikle devletin kurucu unsurlarını, ilkelerini aşındırmak ve değersizleştirmekle başlarlar işe. Bugün Atatürk düşmanlarının derdi onun şahsıyla değildir. Amaçları milli egemenliğin temellerini aşındırmak, Türk milletinin elinden egemenliğini almaktır ve böylece efendileri küresel sömürgenlere hizmet etmektir.
Sığınmacı ve kaçkınlara veya parayı bastıranlara vatandaşlık verilmesi de Türk milletinin Milli Egemenliğinin satılması anlamına gelir.
Milli egemenliğimize sahip çıkmak, sulandırılmasına izin vermemek, bu konuda, tavizsiz, talepkar ve hatta tehditkar olmak gereklidir ve zorunludur.
Atatürk der ki; Ulusal egemenlik öyle bir nurdur ki karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur!..
Tabi, boynunda tasma izi, zihni, ruhu, sütü ve nesebi bozuk olmayanlar için böyledir.
Fakat ne yazık ki şaibeli bir rejim değişikliğiyle Türk milletinin egemenlik haklarına büyük bir darbe vurulmuş, egemenlik hakkımıza ipotek konulmuştur. Milli egemenliğimizin işlevsel sembolü olan TBMM büyük oranda işlevsiz hale getirildi ve egemenlik, milletin temsilcisi olan TBMM'den alınıp Saraya verildi. Her şeye karar veren "Tek Adam" rejimi egemen kılındı ki böylece milli egemenlik de bir tek kişinin emrine verilmiş oldu. Bunun farkına varanların yüreği yanıyor ama henüz neyi kaybettiğinin farkında olamayan "bu millet" uyuyor.
Nereye kadar bakalım?..
Bugün vatanına ortak edilen milyonlarca kayıtlı kayıtsız kaçkın, sığınmacı, mülteci, aslında Milli Egemenliğe de ortak ediliyor, Türk milletinin elinden usul usul egemenliği alınıyor, çünkü bunlara vatandaşlık verilerek oy kullanmaları da sağlanıp, ülkenin kaderini belirleyecek yönetime de ortak olmaları sağlanıyor.
Bu da yetmiyor, "Barış Süreci" teranesiyle etnik bölücüler ve terörist başları ululanıp, söz sahibi önemli kişiler haline getirilip, ulus devletin ve Milli Egemenliğimizin köküne dinamit konuluyor.
Ülkenin topraklarının, ekonomik değerlerinin, stratejik tesislerinin fütursuzca yabancılara satılmasıyla da Türk milletinin Milli Egemenliğine darbeler peşi peşine devam ediyor.
Daha acı olanıysa, geçtik bu sisteme evet diyenleri, destekleyenleri, aslında bu rejim değişikliğine hayır diyenlerin birçoğu da henüz meselenin farkında değil. Meseleyi sadece bir kişinin ihtirası, basit siyaset ve parti oyunlarıyla geçici bir durum sanıyorlar. Temel amacın Türk Milletinin Egemenlik Hakkının elinden alınması olduğuna ve bunun büyük ölçüde gerçekleştiğine ihtimal vermiyorlar.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Güzel insanlarla söylenen güzel sözler hiç bir zaman israf değildir. Yeter ki yürekten ve samimiyetle söylensin.
Sevgiyle kalın